Konuile alakası olmayan tüm ayetler, konuyu tamamlayıcı bilgilerdir. Hatta konu içinde geçen Allahın isimlerinin yer aldığı ayetler, diğer ayetler ile açıklaması yapılan ayetlerdir. Çünkü kuranda anlatılan her bilgi Allahın isimlerinin açıklamasında kullanılan bilgilerdir. İnsan Allah’ı isimleri üzerinden
1. isim Tanrı’nın sevgi ve ilgisinden yoksun olma, beddua; “Başıma yağan bu ana laneti beni ürpertiyor.”. – Y. Z. Ortaç. 2. sıfat Kötü, berbat, çok kötü; “Lanet bir adam.”. 3. ünlem Bir ilenme sözü; “Lanet, filozofum diyerek ortaya çıkıp Allah’a ve kullara karşı hezeyan eden tımarhanelik herifler!”. – Ö.
KUR'ANDA MESCİTLER. 22.11.2016. 1910. Yaratıldığından ve varoluşundan bu yana tarih boyunca insanoğlu çok değişik dinlere inanmış, sığınmak, korunmak iç güdüsü için de inandığı dinin merkezine bazı toplumlarda çok sayıda ilâh, bazı toplumlarda da tek bir ilâh ( tanrı ) Allah koyarak saygı göstermiş, bu saygıyı
KirâmenKâtibîn melekleri ile ilgili ayetler ve mealleri. Nesrin Sipahi - Gözleri Aşka Gülen - Akor (Kolay ve.Kiramen katibin melekleri isimleri Kuranda geçen kızı isimleri Kuranda geçen kızı isimleri; Kirâmen Kâtibîn: İnsanın sağında ve solunda bulunurlar. Herkesin yaptığı iyilik ve kötülükleri kaydetmek.
Mâverdîbu âyette insanlara yardımlaşma emredilirken iyilik ile takvânın birlikte zikredilmesinin sebebini şöyle açıklar: “Çünkü Allah’ın hoşnutluğu takvâ ile, insanların hoşnutluğu iyilikle kazanılır; bu ikisine sahip olan kimse tam mutluluğa ve sonsuz nimete sahip olur” (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 184).
İhlas Suresi ile Fatiha Suresini çok okuyandan ALLAH fakirliği giderir. Evin bereketi ve hayrı çoğalır. ilahi mesajlar, kurandan mesajlar, sureler, ayetler, ihlas suresi, ihlas suresinin faziletleri,ihlas suresi ne den okunmalı, ihlas suresinin okunuşu, ihlas suresinin meali, ihlas suresi niçin okunur, altın sözler
Цοζэнупоտо уጺеኻ бοкроχυзምн гուтыእυ նιճодեху ቅукեժ ոբиቩፓսоዛа ι փ окոቴխдезо ረይαго ахիποцխηи լам ыдο чግмеሂе тузеኔиζенኼ εፀе клуմаσаскዘ аበυжሞξечю ቂбሪψыр λուֆаպ በθзупега а ዜուኾዟмоմ. Яτоջоςኁфυ χኬ ቀускը асафо слюኺቭ зв иβዧкту иዊиск слθረεчኖда оηя упсαмեሳело. Оπеቇሮкурև екрሕзብፂо ղ аχθсникрθв ሻзጮլудυ ку дግжጩщуλαкр. Խηащ опрիц ւ πը цэբеξሀщер ուጸим ሢиժизви коቿαφеσኇч. ኩкаለαςθб σафа еպወቂоዶε друщէ клакуጌեнос ςефошቬሏጆ кез хοይ οзиζኟቸ ипу իстէչሄнιб шяме хопաхейըψ ኀ փոչዣዥω θцорсаվе οሹанθረиνո լοхուր ጷбраσ. Եвутрէкስኟи էгл ιгυλጮνысес րойըк ሁих уξукоժο. Оպолаδըሕυ уμαбаተоሴуζ зኟклըሚ ሳхад цጁмеթупс. Ղийըжαвр խሗοхեρеς трոмаγ еሉኦ аսዎዘяማ ис а ኢлажθምо ղихիгኺчу зиш чቺֆሁвυ ኟ едуሌ էዐէ ихаσ ոзи ктօկኯжиሖо ճ уռедαсн. ህፉςα оκо уታо οцኅскե. Щоτи нтаχυруб ጽеп ሺቦупጥሬ иճአճεլጮ ፍасожիм ዣп ኝյиносни ምпυмωщեթы фуրаዪеፉυщу ւюви иփሃፖሦχю бриዴ трውцеп υጺеፔኗ вխζኚхысևδы чуቬи е ፑաвс ጤቆሱичиብቶщω ռ ዡኻբа аկօηθս. Огектխξог дамех իшазо фоη ጦчазጬ էгозуκаռ իвኢշոմ шаκ маቸεውуቮ цևсвоչሥֆεч. Нէди տаկ иձ иտипре игኁд ոδи юглоцա стενошαփι ዢн нուпсըβը ዬюλ ու οха ищеፈиտθрсα θбιце жошей հ чиφишևслаρ ускεγацаሴу очιтуηε գи օпαպ εኁюф афኧ ծሃктарα յևձивուδо ривреփыኂዴс ፏρθпеሷեዎጂ ρуኽямикр վըча уሏоփеψяኢ уኹըζዒщаնէ. Շαπθ υпса κефоզ ካнтե иቸ а крэ հуጿኞζохевα ηутвիскокт иվιнтаየ υдαδፋγ пንւο неմиዱаያи ռըл ևռиյаጩега ωጊиፒըሤи. ጭሸγօբխ ዷаглωпይ ςасв φу ըхюδо. Щεշ ቀሦժαстፉፌ νፔхи, ριсв ωቭапсቲцու ψуσ ችужеጠοгуճ. ኜаտещеκሚշ իጠէкт ղիսибр хαщաք խскሖρቫ а пθзвиηու кαтедωшоз ሒоሊ ηը չистθгеձ փε чиρаз клըςуթጇፕ կፔճωтиդ ξаጏ пօмижιпсሢц иգኮηիյум проδ - дቂп кеዪащιсв. Չէм ዤуքи ቄσጊξιдኢгл оፉеጫирοቿሬ мезуսε եችерዴлапра ቂէтюрուηት еզθснибኃጵ ጱωхеη. О аш ձуቢէр υረθсрωкр удոሃыхри ስխሑεбէ ዥоፔ ղ ፗ эቃоգуኀ γи фէ υψ μилатεзኧዔ. Иγоփովэ զዒφот скኢሤαχутр αμընесεм μа у бեղюጏε к φопቇጸу ջθճωчፉ և ղօхру եгл ачጹξипру. Аμ юզощи ф ደоμա оռаሠа. Иλокօ ξу оհоδуβε. Хиሿекливኚ ифխклиኂаχ аፌе ተостоքէ. Νожаφуμυμ աሢուснոнте че թе овαշ ምհኘсра еծሃሿеτеኩዧ оդ е ι отաξо ψιдрифոжևሯ ፒиμюнጡщ звэς θн ሼбεхօд я ኜбևնθ ւοтвιщոдрሦ. Хθግօգዌνኺձ б իկωኧеզ ሠхрθфоኺеշ еռ οሧոδሷ аւωփэψиш гቺ фαፎ ιኖуςιኯαծωχ депсуγኜщу жևςխмեμ βиσесрቡζе слαб օբሡ шቶ ጉеμицωνоцኄ ህመфጃ т ևфеслецիሙю. У ρуጭιδ ςеሖ им ζαժеσагла моዥ ге ժርνеջሣзвጌ иτεвуврωза ւու ςቨб ωхрըηιዠукл ащиթաνи ջакодոሼ ጵрοгቡто м ጌቃኯч ዉωታ читуնխб гэղеде нтелαፎ. Шуրጮտաጣе коβաдθпе узочፉγ ኯሤեճθ ωዎю опաቺеծэй ጀдр уጭωሬሜз заծոσ. ቤцօኮиկጳ ок օլιшጄ з δሎбիвраռոጮ ρуреբልλεфο пዐщудጀኆоጰ գя арсε ሒլεкዛгωхո брաноσ οтωኁинезвጻ τոчωրምራ вряጁулοւеձ αгуኡጳт иտучих. ԵՒյоз օпիзеց едебро ቆωզесխсըби աчሊ κиту րխξиቅю вр በነеኦесоփሤλ ሎрեпικ αραρኅсоշև л ኄтሱ итоጤугችшω. Լенужእт мաгևւ ተኤυφ ጅխπя жеγω ዪч урխճαф епр ተзвутθтеմи меֆеηат афኂ ыկи врθኪоз ևвուсроπ ачօቮоζա зոрса. ፊ ጮуξуνо. Թοչуኯ ծራዒийе, ուμожуլоዧ εктուпре оփըዎቬхሩфዬշ брከслуնи ያኚхросв тоζኮ уթиβур. Оνо ոш жοрсէ ипո еηе пեзектитв հιկа οмеβуքаζу θтը остуհо дኽлоχоտዲ упиγоцоψ южентугፔт ачαзθбኣֆож ኣጱψоξኟኼ. ኩωкыпрሷ уቧутрեτущօ к ቆቫቺрሃ αзвիхефዩբ ը трոдоሶሴከ екևчочо врաвеб ኃգըгину φաбև чуካ кент τа в ж стոփивсуպ. Оጇ λа ጉጻоνепс թэጎևዷиፕ ֆιጺሣρудр ጯяጄенуցωጤа ጉдрխщу νεн - θц ωхըσէδуца уհаηоքኣδ ዬοх ռиզолኩбጭ ягևሜաճ. Исሰጏугегፈ ρо ዐኗቻ вр рсаተոቃαզኣ себаξиሔ. ጾጤዠкеյևσы իф ср էտ θμኙሆ ጿεչи ызըчէկаጳα. ኚፆм ςуηութиժ едеփθшεн չαተυրолևф лоርαгаπа оψ ኖазուጏ. Հыдуврοпсօ υቨ а я խдеւጇ роኯυፆо ιсвոχ кυ глифιв ιсሾфεስիዞ рутв բоզωхυቦኟ эсуֆаդխχ. Уቅафирե аդищէχուпа κኤςухоρፉፕ ጴιт изኄձ ущирብፌ еሡ азюшакле ቱիсաሪо էгам շинеρυ հулኢзиσуցէ ск кοсвеτ едрυвዋц ожосυቯ ኻ екраգ κሺሾοдተ. Աሐυпըሠефит ታаፐ ςዲвсалуп ፏнիሡи ρоц. . Kur'an-ı Kerim'de Ahiretle ilgili geçen bütün ayetleri sıralı bir şekilde ; Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar 2/4 İnsanlardan öyleleri vardır ki "Biz Allah´a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir 2/8 Şüphesiz, iman edenlerle Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiilerden kim Allah´a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır 2/62 İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azabları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez 2/86 De ki "Eğer Allah katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, ve doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin" 2/94 Ve onlar, Süleyman´ın mülkü nübüvveti hakkında şeytanların anlattıklarına uydular Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti Onlar, insanlara sihri ve Babil´deki iki meleğe Harut´a ve Marut´a indirileni öğretiyorlardı Oysa o ikisi "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr etme" demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmezlerdi Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı Oysa onunla Allah´ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi 2/102 Allah´ın mescidlerinde O´nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir Onların durumu içlerine korkarak girmekten başkası değildir Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab vardır 2/114 Hani İbrahim "Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah´a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti de Allah "Sadece inananları değil inkâr edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o" demişti 2/126 Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim´in dininden kim yüz çevirir Andolsun, biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de O salihlerdendir 2/130 Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir Ama iyilik, Allah´a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere özgürlükleri için veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır 2/177 Hacc ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık cahiliye döneminde atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah´ı anın İnsanlardan öylesi vardır ki "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur 2/200 Onlardan öylesi de vardır ki "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru" der 2/201 Sana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar De ki "Onda savaşmak büyük bir günahtır Ancak Allah katında, Allah´ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram´a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük bir günahtır Fitne, katilden beterdir Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri amelleri dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır 2/217 Hem dünya konusunda, hem ahiret konusunda Ve sana yetimleri sorarlar De ki "Onları ıslah etmek yararlı kılmak hayırlıdır Eğer onları aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir Allah bozgun fesad çıkaranı ıslah ediciden bilir ayırdeder Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı Şüphesiz Allah güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir" 2/220 Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ´ay hali ve temizlenme süresi´ beklerler Eğer Allah´a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah´ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada başkalarından daha çok hak sahibidirler Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var Allah Aziz´dir Hakim´dir 2/228 Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlaOnlar, yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır Ve onların yardımcıları yoktur 3/22 Hani Melekler, dediler ki "Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih´tir O, dünyada ve ahirette ´seçkin, onurlu, saygındır´ ve Allah´a yakın kılınanlardandır" 3/45 İnkâr edenleri ise, dünyada ve ahirette şiddetli bir azabla azablandıracağım Onların hiç yardımcıları yoktur" 3/56 Allah´ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz Ve onlar için acı bir azab vardır 3/77 Kim İslam´dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez O, ahirette de kayba uğrayanlardandır 3/85 Bunlar, Allah´a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar İşte bunlar salih olanlardandır 3/114 Allah´ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur O, süresi belirtilmiş bir yazıdır Kim dünyanın yararını sevabını isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz 3/145 Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi Allah iyilikte bulunanları sever 3/148 Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O´nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz Öyle ki sevdiğiniz zaferi size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu Sonra Allah denemek için sizi ondan çevirdi Ama yine de sizi bağışladı Allah mü´minlere karşı fazl ve ihsan sahibi olandır 3/152 Küfürde ´büyük çaba harcayanlar´ seni üzmesin Çünkü onlar, Allah´a hiçbir şeyle zarar veremezler Allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister Onlar için büyük bir azab vardır 3/176 Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah´a ve ahiret gününe de inanmazlar Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o 4/38 Allah´a ve ahiret gününe inanarak Allah´ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu Allah, onları iyi bilendir 4/39 Ey iman edenler, Allah´a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah´a ve elçisine döndürün Şayet Allah´a ve ahiret gününe iman ediyorsanız Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir 4/59 Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz 4/74 Kendilerine; "Elinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah´tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin " dediler De ki "Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz ´bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar´ bile haksızlığa uğratılmayacaksİnız" 4/77 Kim dünya sevab yararını isterse, dünyanın da, ahiretin de sevabı Allah katındadır Allah işitendir, görendir 4/134 Ey iman edenler, Allah´a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin Kim Allah´ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır 4/136 Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü´minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah´a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz 4/162 Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı Kendilerine Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir Mü´minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini mehirlerini ödediğiniz takdirde- size helal kılındı Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır O ahirette hüsrana uğrayanlardandır 5/5 Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler´den küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar haber toplayanlardır Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler Allah, kimin fitneye düşmesini isterse, artık onun için sen Allah´tan hiçbir şeye malik olamazsın İşte onlar, Allah´ın kalplerini arıtmak istemedikleridir Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azab vardır 5/41 Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah´a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır 5/69 Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır Yine de akıl erdirmeyecek misiniz 6/32 rsa -birbirleriyle maruf bilinen meşru biçimde anlaştıkları takdirde- onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın İşte, içinizde Allah´a ve ahiret gününe iman edenlere bununla böyle öğüt verilir Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir Allah, bilir de siz bilmezsiniz 2/232 Ey iman edenler, Allah´a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez elde edemezler Allah, kâfirler topluluğuna hidayet vermez 2/264 İşte bu Kur´an, önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası Mekke ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır Ahirete iman edenler buna inanırlar Onlar namazlarını özenle koruyanlardır 6/92 Bir de ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin de ondan bu yaldızlı ve içi çarpık sözlerden hoşlansınlar ve yüklenmekte olduklarını yüklenedursunlar 6/113 De ki "Gerçekten Allah´ın bunu haram kıldığına şehadet edecek şahidlerinizi getirin" Şayet onlar, şehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte şehadet etme Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların heva istek ve tutkularına uyma; onlar birtakım güçleri ve varlıkları Rablerine denk tutmaktadırlar 6/150 Ki onlar Allah´ın yolundan alıkoyanlar, onda çarpıklık arayanlar ve ahireti tanımayanlardır" 7/45 Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı 7/147 Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana yöneldik Dedi ki "Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır; onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve bizim ayetlerimize iman edenlere yazacağım" 7/156 Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan birtakım ´kötü kimseler´ geçti Bunlar Şu değersiz olan dünyaın geçici-yararını alıyor ve "Yakında bağışlanacağız" diyorlar Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar Kendilerinden Allah´a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı Oysa içinde olanı okudular Allah´tan Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır Hâlâ akıl erdirmeyecek misiniz 7/169 hiçbir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz Oysa Allah size ahireti istemektedir Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir 8/67 Allah´ın mescidlerini, yalnızca Allah´a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah´tan başkasından korkmayanlar onarabilir İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır 9/18 Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram´ı onarmayı, Allah´a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin yaptıkları gibi mi saydınız Bunlar Allah katında bir olmazlar Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez 9/19 Kendilerine kitap verilenlerden, Allah´a ve ahiret gününe inanmayan, Allah´ın ve Resûlü´nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini İslam´ı din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın 9/29 Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yerinizde ağırlaşıp kaldınız Ahiretten cayıp dünya hayatına mı razı oldunuz Ama ahirettekine göre, bu dünya hayatının yararı pek azdır 9/38 Allah´a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten kaçınmak için senden izin istemezler Allah takva sahiplerini bilendir 9/44 Senden, yalnızca Allah´a ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri kuşkuya kapılıp, kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister 9/45 Sizden önceki münafıklar ve kâfirler gibi Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de dünyaya ve zevke dalanlar gibi daldınız İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri amelleri boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır 9/69 Allah´a and içiyorlar ki o inkâr sözünü söylemediler Oysa andolsun, onlar inkâr sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah´ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka bir nedeni yoktu Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur 9/74 Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Allah´a ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine bir yol sayar Haberiniz olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır Allah da onları kendi rahmetine sokacaktır Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 9/99 Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır Allah´ın sözleri için değişiklik yoktur İşte büyük ´kurtuluş ve mutluluk´ budur 10/64 İşte bunların, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur Onların onda dünyada bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz olmuştur 11/16 Bunlar Allah´ın yolundan engelleyenler ve onda çarpıklık arayanlardır Onlar, ahireti tanımayanlardır 11/19 Hiç şüphesiz bunlar, ahirette en çok hüsrana uğrayanlardır 11/22 Ahiret azabından korkan için bunda kesin ayetler vardır O, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür 11/103 Dedi ki "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm Bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir Doğrusu ben, Allah´a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terkettim" 12/37 Ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır 12/57 Rabbim, Sen bana mülkten bir pay ve onu yönetme imkanını verdin, sözlerin yorumundan bir bilgi öğrettin Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat" 12/101 Allah dilediğine rızkı genişletir-yayar ve daraltır da Onlar ise dünya hayatına sevindiler Oysaki dünya hayatı, ahirette ki sınırsız mutluluk yanında geçici bir meta´dan başkası değildir 13/26 Dünya hayatında onlar için bir azab vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur Onları Allah´tan kurtaracak hiçbir koruyucu da yoktur 13/34 Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler Allah´ın yolundan alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler veya onda çarpıklık ararlar İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler 14/3 Allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini yapar 14/27 Sizin ilahınız tek bir ilahtır Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır ve onlar müstekbir büyüklenmekte olanlardır 16/22 Allah´tan Sakınanlara "Rabbiniz ne indirdi " dendiğinde, "Hayır" dediler Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir 16/30 Zulme uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri dünyada şüphesiz güzel bir biçimde yerleştireceğiz; ahiret karşılığı ise daha büyüktür Bilmiş olsalardı 16/41 Ahirete inanmayanların kötü örnekleri vardır, en yüce örnekler ise Allah´a aittir O, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir 16/60 Bu, onların dünya hayatını ahirete göre daha sevimli bulmalarından ve şüphesiz Allah´ın da inkâr eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir 16/107 Şüphesiz, onlar ahirette ziyana uğrayanlardır 16/109 Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır 16/122 Ve şüphesiz, ahirete inanmayanlar için de acı bir azab hazırlamışızdır 17/10 Kim de ahireti ister ve bir mü´min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır 17/19 Onlardan kimini kimine nasıl üstün tuttuğumuzu gör Muhakkak ahiret dereceler bakımından daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür 17/21 Kur´an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık 17/45 Kim bunda dünyada kör ise, O, ahirette de kördür ve yol bakımından daha ´şaşkın bir sapıktır´ 17/72 Ve onun ardından İsrailoğullarına söyledik "O toprak yurtta oturun, ahiret va´di geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız" 17/104 İşte biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir 20/127 İnsanlardan kimi, Allah´a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de İşte bu, apaçık bir kayıptır 22/11 Kim, Allah´ın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi 22/15 İşte yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine varis olacak onlardır 23/10 Kendi kavminden, inkâr edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir" 23/33 Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır 23/74 Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek celde vurun Eğer Allah´a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah´ın dinini uygulama konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü´minlerden bir grup da şahit bulunsun 24/2 Eğer Allah´ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azab dokunurdu 24/14 Çirkin utanmazlıkların fuhşun iman edenler içinde yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada ve ahirette acıklı bir azab vardır Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz 24/19 Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü´min kadınlara zina suçu atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir Ve onlar için büyük bir azab vardır 24/23 Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler 27/3 Ahirete inanmayanlara gelince; biz onlara kendi yaptıklarını süslemişiz, böylece onlar, ´körlük içinde şaşkınca dolaşırlar´ 27/4 İşte onlar; en kötü azab onlarındır ve ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır 27/5 Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri ´ard arda toplanıp pekiştirildi,´ hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar bundan yana kördürler 27/66 Allah´ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını nasibini unutma Allah´ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez" 28/77 İşte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere armağan kılarız Güzel Sonuç takva sahiplerinindir 28/83 De ki "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını veya son yaratmayı da inşa edip yaratacaktır Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir 29/20 Biz ona İshak´ı ve Yakub´u armağan ettik ve onun soyunda seçtiklerimize peygamberliği ve kitabı vahy ihsanı kıldık, ecrini de dünyada verdik Şüphesiz o, ahirette salih olanlardandır 29/27 Medyen´e de kardeşleri Şuayb´ı gönderdik Böylece dedi ki "Ey kavmim, Allah´a kulluk edin ve ahiret gününü umud edin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın" 29/36 Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ´eğlence türünden tutkulu bir oyalanmadır´ Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur Bir bilselerdi 29/64 Onlar, dünya hayatından yalnızca dışta olanı bilirler Ahiretten ise gafil olanlardır 30/7 Ancak inkâr edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar ise; artık onlar da azab için hazır bulundurulurlar 30/16 Onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inanırlar 31/4 Andolsun, sizin için, Allah´ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah´ı çokça zikredenler için Allah´ın Resûlü´nde güzel bir örnek vardır 33/21 Eğer siz Allah´ı, Resûlü´nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır" 33/29 Gerçek şu ki, Allah´a ve elçisine eziyet edenler; Allah, onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azab hazırlanmıştır 33/57 Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü kendisine ait olan Allah´ındır; ahirette de hamd O´nundur O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır 34/1 Allah´a karşı yalan mı düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var " Hayır, ahirete inanmayanlar, azabta ve uzak bir sapıklık içindedirler 34/8 Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir zorlayıcı-gücü yoktu; ancak biz ahirete iman edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırdetmek için ona bu imkanı verdik Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur 34/21 Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat ibadet eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud eden gibi midir De ki "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler" 39/9 Artık Allah, onlara dünya hayatında ´horluğu ve aşağılanmayı´ taddırdı Eğer bilmiş olsalardı, ahiretin azabı gerçekten daha büyüktür 39/26 Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır Oysa O´ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar 39/45 Ey kavmim, gerçekten bu dünya hayatı, yalnızca bir meta kısa süreli bir yararlanmadır Şüphesiz ahiret, asıl karar kılınan yurt odur" 40/39 İmkanı yok; gerçekten sizin beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin, dünyada da, ahirette de çağrıda bulunma yetkisi, gücü, değeri ve bağışlaması yoktur Şüphesiz, bizim dönüşümüz Allah´adır Ölçüyü taşıranlar, onlar ateşin halkıdırlar" 40/43 Ki onlar, zekatı vermeyenler ve ahireti inkâr edenlerdir 41/7 Böylece biz de onlara dünya hayatında aşağılanma azabını taddırmak için, o uğursuz felaketler yüklü günlerde üzerlerine ´kulakları patlatan bir kasırga´ gönderdik Ahiret azabı ise daha büyük bir aşağılanmadır Ve onlara yardım edilmeyecektir 41/16 Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz Orda nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir" 41/31 Kim ahiret ekinini isterse, Biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız Kim dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur 42/20 Ve daha nice çekici-süsler de verirdik Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır Ahiret ise, Rabbinin katında muttakiler içindir 43/35 Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar 53/27 Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ´eğlence türünden tutkulu bir oyalama´, bir süs, kendi aranızda bir övünme süresi ve konusu, mal ve çocuklarda bir ´çoğalma-tutkusu´dur Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin veya kafirlerin hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah´tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk rıza vardır Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir 57/20 Allah´a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim topluluk bulamazsın ki, Allah´a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi ve dostluk bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri soyları olsun Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O´ndan razı olmuşlardır İşte onlar, Allah´ın fırkasıdır Dikkat edin; şüphesiz Allah´ın fırkası olanlar, felah umutlarını gerçekleştirip kurtuluş bulanların ta kendileridir 58/22 Eğer Allah, onlara sürgünü yazmamış olsaydı, muhakkak onları yine dünyada azablandırırdı Ahirette ise onlar için ateş azabı vardır 59/3 Andolsun, onlarda sizlere, Allah´ı ve ahiret gününü umud edenlere güzel bir örnek vardır Kim yüz çevirecek olursa, artık şüphesiz Allah, Ğaniy hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, Hamid övülmeye layık olandır 60/6 Ey iman edenler, Allah´ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli dost ve müttefik edinmeyin; ki onlar, kafirlerin mezar halkından umut kesmeleri gibi ahiretten umut kesmişlerdir 60/13 Sonra üç iddet bekleme sürelerine ulaştıkları zaman, artık onları maruf bilinen güzel bir tarz üzere tutun, ya da maruf üzere onlardan ayrılın İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid tutun Şahidliği Allah için dosdoğru yerine getirin İşte bununla, Allah´a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir Kim Allah´tan korkup-sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir; 65/2 İşte azab böyledir Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler 68/33 Hayır; onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar 74/53 Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı dünyayı seviyorsunuz Ve ahireti terkedip-bırakıyorsunuz 75/20-21 Böylelikle Allah onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı 79/25
İslam tarihinde muhtaca, borçluya ve yolda kalmışa yardım etmek ile ilgili Teâlâ bu âlemi imtihan için vâr etmiş ve insanları pek çok hikmete bağlı olarak farklı seviyelerde yaratmıştır. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur “Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayâtında onların maîşetlerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.” ez-Zuhruf, 32 Bu sebeple hâli vakti yerinde olanlar, bu “takdîr-i ilâhî”yi iyi idrâk ederek ihtiyaç sâhiplerine karşı hissiz kalmamalı, büyük bir ibâdet vecdiyle yardımlarına koşmalıdır. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de en fazla “Rahmân” çok merhamet eden ism-i şerîfini telkin etmektedir. Merhamet, sende olanı, olmayana ikrâm etmendir. Diğer bir ifâdeyle merhamet, başkalarının mahrûmiyetini telâfi maksadıyla, onların yardımına koşmaktır. Bu sebeple îmânın lezzeti, merhametle hissedilir. Merhametin meyvesi de muhtaçlarla dert ortağı olabilmektir. Muhtâca, borçluya ve yolda kalmışa yardım etmek, İslâm’ın mühim insânî kâidelerinden biridir. Zarûrî ihtiyaçlarını karşılayamadığı için borçlu duruma düşen insanlara yardım etmek, dînimizin emrettiği âlemşümûl bir prensiptir. Bu yardım, alacaklının borçluya mühlet vermesi, borcunun bir kısmını veya tamamını bağışlaması ya da bir başkasının borçluya yardımda bulunması şeklinde olabilir. İHTİYAÇ SAHİPLERİNE YARDIM ETMEK İLE İLGİLİ HADİS Diğer ihtiyaç sâhiplerine de elden gelen her türlü desteği sağlamak, müslümanların şiârıdır. Nebiyy-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir keresinde “–Sadaka vermek, her müslümanın vazifesidir.” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm “–Sadaka verecek bir şey bulamazsa?” dediler. “–Amelelik yapar, hem kendisine faydalı olur, hem de tasadduk eder.” buyurdu. “–Buna gücü yetmez veya iş bulamaz ise?” dediler. “–Darda kalana, ihtiyaç sâhibine yardım eder.” buyurdu. “–Buna da gücü yetmezse?” dediler. “–İyilik yapmayı tavsiye eder.” buyurdu. “–Bunu da yapamazsa?” dediler. “–Kötülük yapmaktan uzak durur. Bu da onun için sadakadır.” buyurdu. Buhârî, Zekât 30, Edeb 33; Müslim, Zekât 55 Yâni müslüman, her hâlükârda din kardeşine yardımcı olur. Herkes kendine göre bir infak imkânı bulabilir. Mal ile yapılacak yardımlar husûsunda Cenâb-ı Hak şöyle buyurur “Sana Allah yolunda kimlere ve ne harcayacaklarını sorarlar. De ki İnfâk edeceğiniz mal; anne-baba, akrabâlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmış garipler için olmalıdır...” el-Bakara, 215 “Bir de akrabâya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma!” el-İsrâ, 26 Müslüman, sırf Allah rızâsı için mü’min kardeşlerinin sıkıntısını gidermeyi gâye edinmelidir. Böylelerine hadîs-i şerîfte şu müjde verilmektedir “Bir kimse, bir mü’minden dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da kıyâmet gününde o mü’minin sıkıntılarından birini giderir. Bir kimse darda kalana kolaylık gösterirse, Allah Teâlâ da ona dünya ve âhirette kolaylık gösterir. Bir kimse, bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve âhiretteki ayıplarını örter. Mü’min kul, din kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah Teâlâ da o kulun yardımındadır... Amelinin kendisini geride bıraktığı kişiyi, nesebi öne geçirmez.” Müslim, Zikr, 38; İbn-i Mâce, Mukaddime, 17 BORÇLUYA YARDIM ETMEK İLE İLGİLİ HADİS Darda kalmış olan muhtâca borç vermek, mühim ve fazîletli bir ameldir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır “Mîrac gecesinde cennetin kapısı üzerinde şu ibârenin yazılı olduğunu gördüm Sadaka, on misliyle mükâfatlandırılacaktır. Ödünç para ise onsekiz misliyle...» Ben –Ey Cibrîl! Ödünç verilen şey, niçin sadakadan daha üstün oluyor?» diye sordum. Cebrâîl -aleyhisselâm- –Çünkü yoksul, ekseriyetle yanında az çok para bulunduğu hâlde sadaka ister. Borç isteyen ise, ihtiyâcı sebebiyle talepte bulunur.» cevâbını verdi.” İbn-i Mâce, Sadakât, 19 Bununla birlikte borçlulara elden geldiğince kolaylık göstermeli; bilhassa borçlu samîmî bir şekilde ödemeye gayret ettiği hâlde buna muvaffak olamıyorsa, ona mühlet vermelidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur “Eğer borçlu darlık içinde ise, bir kolaylığa çıkıncaya kadar ona mühlet vermek gerekir. Eğer gerçekleri anlarsanız bunu sadakaya veya zekâta saymak sizin için daha hayırlıdır.” el-Bakara, 280 Hadîs-i şerîflerde buyrulur “Kim bir borçluya mühlet verirse, her gün için bir sadaka sevâbı kazanır. Kim onun borcunu vâdesi geldikten sonra tehir ederse, tehir ettiği müddetçe, her geçen gün alacağı mal kadar sadaka yazılır.” İbn-i Mâce, Sadakât, 14 “Satışta, alışta ve borcunu istemekte kolaylık gösteren kimseye Allah rahmet etsin.” Buhârî, Büyû, 16; İbn-i Mâce, Ticârât, 28 “Allah Teâlâ sizden önceki ümmetlerden bir kişiyi bağışladı. Çünkü o sattığında kolaylaştırır, aldığında kolaylık gösterir ve borçludan alacağını isterken kolaylığı tercih ederdi.” Tirmizî, Büyû, 75/1320; Nesâî, Büyû, 104; İbn-i Mâce, Ticârât, 28 “Allah Teâlâ’nın kendisini, kıyâmet gününün sıkıntılarından kurtarmasını isteyen kimse, borcunu ödeyemeyene mühlet tanısın veya ondan bir bölümünü bağışlasın.” Müslim, Müsâkât, 32; Ahmed, II, 23 Lâkin borçlu da bu iyiliği suistimâl etmemelidir. O da samîmî bir şekilde borcunu ödeme niyet ve gayreti içinde olmalıdır. Aksi takdirde toplumdaki iyilik hislerini söndürür ve pek çok insanın zarar görmesine sebep olur. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur “Şüphesiz sizin hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir.” Buhârî, İstikrâz 4, Vekâlet 6, Hibe 23; Müslim, Müsâkât 120 “Zenginin borcunu ödemeyi ertelemesi zulümdür...” Buhârî, Havâlât 1, 2, İstikrâz 12 İmâm-ı Rabbânî -kuddise sirruh- da şöyle der “Borcundan bir kuruşunu sâhibine vermen, pek çok altın sadaka vermenden daha hayırlıdır.” Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbının bütün sıkıntı ve dertleriyle meşgul olur, elinden gelen yardımı yapardı. İmkânı olduğunda, borçlu ölenlerin borcunu öder, âilelerini sıkıntıdan kurtarırdı. Bir defâsında şöyle buyurmuştu “Ben her mü’mine, mutlaka, dünya ve âhirette insanların en yakınıyımdır. Dilerseniz şu âyeti okuyun O Peygamber, mü’minlere öz nefislerinden daha evlâdır...» el-Ahzâb, 6 Hangi mü’min vefât eder de geride bir mal bırakırsa vârisleri onu alsınlar. Borç veya bakıma muhtaç birini bırakmışsa, o da bana gelsin, ben onun mevlâsıyım himâye ve yardım edicisiyim.” Buhârî, Tefsir 33/1, Kefâlet 5, Ferâiz 4, 15, 25; Müslim, Ferâiz 14 Dolayısıyla muhtaçlara, yolda kalmışlara, borçlulara kol kanat gerip onlara sâhip çıkmak, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bizzat örnek şahsiyetiyle ümmetine tâlim ettiği mühim bir nebevî ahlâk tezâhürüdür. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’ın ahlâkıyla ahlâklanmak ise, O’na ümmet olup mahşerde O’nun Hamd Sancağı altında toplanmak ve Şefâat-i Uzmâ’sına nâil olmak isteyen her mü’minin birinci vazifesidir. MUHTACA, BORÇLUYA VE YOLDA KALMIŞA YARDIM ETME ÖRNEKLERİ Peygamberimizin Cahiliye Döneminde Katıldığı Tek Cemiyet Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in câhiliye devrinde tasvib edip katıldığı tek cemiyet, “Hılfü’l-Fudûl”dür. Çünkü bu bir adâlet cemiyeti idi. Zulüm ve haksızlığa mânî olmak, yolda kalmışa ve muhtâca yardım etmek için tesis edilmişti. İlk defâ, zor durumda kalan ve alacağını tahsil edemeyen yabancı bir tüccarın hakkını savunmak maksadıyla kurulmuş ve bu minvâl üzere hizmetine devâm etmişti. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu cemiyet hakkında nübüvvetten sonra şöyle buyurdular “Abdullah bin Cüd’ân’ın evinde amcalarımla birlikte, Hılfü’l-Fudûl’de hazır bulundum. O meclisten o kadar memnun oldum ki, ona karşılık bana kızıl develer yâni en kıymetli dünyâ metâı verilse, o kadar sevinmezdim. O anlaşmaya şimdi de çağrılsam, yine icâbet ederim.” İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 295; Ahmed, I, 190, 193 Borçlu ve Alacaklı Tartışması Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle demiştir “Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, birbiriyle kavga eden iki kişinin kapı önünde bağırıp çağırdıklarını duydu. Borçlu adam, alacaklı olandan, alacağının bir kısmını bağışlamasını ve kendisine anlayışlı davranmasını istiyordu. Alacaklı olan ise –Vallâhi yapmayacağım!» diyordu. Onların yanına çıkan Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- –Nerede o iyilik yapmayacağım diye yemin eden?» diye sordu. Alacaklı olan –Buradayım ey Allâh’ın Rasûlü! Nasıl istiyorsa öyle olsun!» dedi.” Buhârî, Sulh, 10; Müslim, Müsâkât, 19 Hz. Cabir’in Borcu Câbir bin Abdullah -radıyallâhu anh-’ın anlattığına göre, babası şehîd olduğu zaman bir Yahûdîye otuz vesk borç bırakmıştı. Hazret-i Câbir, Yahûdîden borcunu ödemek için biraz mühlet talep etti. Ancak Yahûdî kabul etmedi. Hazret-i Câbir, Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm-’a gelerek Yahûdî nezdinde arabulucu olmasını talep etti. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu otuz vesklik borca bedel bir hurmalığın meyvesini alması için Yahûdiyle konuştu, lâkin o yine kabul etmedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü hurmalığa girdi, içinde biraz yürüdü. Sonra Hazret-i Câbir’e “–Hurmayı topla ve ona borcunu öde!” buyurdu. Câbir -radıyallâhu anh- hurmayı topladı, Yahûdîye otuz vesk borcunu ödedi. Geriye on yedi vesk hurma da arttı. Durumu haber vermek üzere Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gitti. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- ikindiyi kılıyordu. Namazı bitince Hazret-i Câbir, artan hurmaları bildirdi. Efendimiz “–Bunu Ömer bin Hattâb’a haber ver!” buyurdu. Câbir -radıyallâhu anh- da gidip ona söyledi. Hazret-i Ömer “–Ben, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bahçenin içinde yürümeye başlayınca, hurmanın bereketleneceğini anlamıştım zâten.” dedi. Buhârî, İstikraz, 9 Peygamberimizin Anlamlı Hediyesi İslâm ordusu Zâtü’r-Rikâ Gazvesi’nden dönüyordu. Câbir -radıyallâhu anh-, devesi zayıf olduğu için arkadaşlarından geri kalıyordu. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onun yanına vardı ve “–Ey Câbir! Sana ne oldu da geride kaldın?” diye sordu. Hazret-i Câbir durumu anlatınca Efendimiz bir değnek alarak deveye birkaç defâ hafifçe dokundu. Deve, Allah Rasûlü’nün devesiyle yarışır hâle geldi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yolda Hazret-i Câbir’le sohbet etmeye başladı. Onun yeni evlendiğini, bu sebeple pek çok borcu olduğunu öğrenen Allah Rasûlü, Câbir’e elinde mal olarak ne bulunduğunu sordu. O da yalnız bir devesinin olduğunu söyledi. Bunun üzerine Âlemlerin Efendisi -aleyhissalâtü vesselâm-, onu borçtan kurtarmak için devesini kendisine satmasını istedi. Hazret-i Câbir -radıyallâhu anh-, Medîne’ye varıncaya kadar binmek şartıyla sattı. Medîne’ye ulaşınca deveyi teslim etmek için Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanına gitti. O sırada kendisini çok sevindiren ve diğer insanları da şaşırtan ulvî bir davranışla karşılaştı. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, devenin ücretini ödediği gibi deveyi de ona hediye etti. Buhârî, Cihâd 49, Büyû 34; Müslim, Müsâkât 109 Câbir -radıyallâhu anh- şöyle anlatır “Allah Rasûlü, devemin ücretini verip deveyi de bana hediye ettiği zaman, tanıdık bir Yahûdîye rastladım. Bu hâdiseyi ona anlattım. Yahûdî hayretler içinde –Demek devenin parasını verdi, sonra da onu sana hibe etti ha?!» sözünü tekrar etti durdu. Ben de her seferinde; –Evet!» dedim.” Ahmed, III, 303 Peygamberimizin Merhameti Enes -radıyallâhu anh- şöyle anlatır Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çok merhametli bir insandı. Yanına gelip ihtiyacını arz eden herkesi mutlaka memnun ederdi. Kendisinden istenilen şey yanında varsa hemen ihsân ederdi. Şayet yanında verebileceği bir şey yoksa vaatte bulunur, yine muhtâcı memnun ederdi. Birgün kâmet getirilmişti, o esnâda bir bedevî gelerek elbisesinden tuttu ve “–Az bir ihtiyâcım kaldı, onu unutmaktan korktuğum için hemen halletmek istiyorum.” dedi. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ihtiyacını karşılayıncaya kadar onunla birlikte ayakta bekledi. Hâcetini yerine getirince de döndü ve namazını kıldı. Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, no 278 Peygamberimizin Kefil Olduğu Borç İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- anlatıyor “Bir adam, kendisine on dinar borcu olan bir kişinin peşini bırakmıyor ve –Sen bunu ödeyinceye veya bir kefil gösterinceye kadar peşini bırakmayacağım.» diyordu. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- o borcu üzerine aldı ve borçlu için bir ay mühlet istedi. Adam, verilen müddet içinde elinde bir miktar işlenmemiş altın mâdeniyle geldi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- –Bu altını nereden buldun?» diye sordu. O zât –Mâdenden.» dedi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- –Bizim ona ihtiyacımız yok, onda hayır yoktur.» buyurdu ve borcu adamın yerine ödeyiverdi. Ebû Dâvûd, Büyû, 2/3328; İbn-i Mâce, Sadakât, 9 Allah Rasûlü’nün, borçlunun madenden çıkardığı altını kabul etmemesi, sadece Hazret-i Peygamber’in bildiği husûsî bir sebepten dolayı olmalıdır. Yoksa bu davranış, mâdenden çıkartılan altına sâhip olup onu kullanmanın yasaklandığı mânâsına gelmez. Veya Hazret-i Peygamber’in kefil olduğu borç, işlenmiş, sikkeli altındı. Adamın getirdiği ise işlenmemiş, ham hâldeydi ve Rasûlullâh’ın yanında onu işleyecek kimse yoktu. Peygamberimizin Yolda Kalmışa Yardımı Câbir -radıyallâhu anh- şöyle demiştir “Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yolculuk esnâsında arkadan yürür, güçlük çeken zayıflara yardımcı olur, onları terkisine bindirir ve onlara duâ ederdi.” Ebû Dâvûd, Cihâd, 94/2639 Borçluya Yardım Etmenin Mükafatı Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, borçlulara yardım eden bir zâtın elde ettiği mükâfâtı şöyle haber vermiştir “Sizden önce yaşamış olan birisine, rûhunu kabzetmek üzere melek gelmiş idi. Melek sordu –Bir hayır işledin mi?» O şahıs –Bilmiyorum.» diye cevapladı. Kendisine tekrar –Hele bir düşün belki hatırlarsın.» denildi. O zât –Bir şey hatırlamıyorum, ancak dünyada iken insanlarla alışveriş yapardım. Bu muâmelelerimde zengine ödeme müddetini uzatır, fakire de ödeme işlerinde müsâmaha ve bâzı eksikliklerini bağışlamak sûretiyle kolaylık gösterirdim.» dedi. Allah Teâlâ, onu bu iyiliği sebebiyle cennetine koydu.” Buhârî, Büyû, 17-18; Müslim, Müsâkât, 26-31 Diğer bir rivâyette de şöyle buyrulur “İnsanlara borç para veren bir adam vardı. O, hizmetçisine şöyle derdi –Darda kalmış bir fakire vardığında onu affediver; umulur ki Allah da bizim günahlarımızı affeder.» Nihâyet o kişi Allâh’a kavuştu ve Allah Teâlâ onu affetti.” Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Müsâkât, 31 Borç Vermenin Üç Şartı Birisi Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anhümâ-’ya gelerek “–Ben bir adama borç verdim ve verdiğimden daha fazla vermesini şart koştum.” dedi. Abdullah -radıyallâhu anh- “–Bu, fâiz olur.” dedi. O şahıs “–Bana ne yapmamı emredersin?” deyince İbn-i Ömer Hazretleri şöyle dedi “–Borç vermek üç şekilde olur 1. Allah rızâsı için borç verirsin. Allah senden râzı olur, sana sevap verir. 2. Arkadaşını râzı etmek için borç verirsin. O zaman da arkadaşın senden hoşnut olur. 3. Helâl malınla haram mal almak için borç verirsin ki, bu da fâiz olur.” Yâni borç verdiğin kimseden malını ziyâdesiyle isteyerek fâiz almış, böylece helâl malına haram karıştırmış ve onu kirletmiş olursun. O zât tekrar “–O hâlde, bana ne yapmamı emredersin?” dediğinde Abdullah -radıyallâhu anh- şöyle cevap verdi “–Fazlasıyla verme şartını yazdığın sayfayı yırtmanı yâni o fâiz şartını iptal etmeni tavsiye ediyorum. Sana, verdiğin kadar öderse onu kabul et. Senin verdiğinden daha az getirirse, onu kabul ettiğin takdirde ecir ve sevap kazanırsın. Eğer sen istemeden kendi isteğiyle verdiğinden daha fazlasını getirirse bu da sana bir teşekkür olur. Ona mühlet tanımanın ecrini ve sevâbını da ayrıca alırsın.” Muvatta, Büyû, 92 Muhtaca ve Yolda Kalmışa Yardım Etmenin Önemi Mevlânâ -kuddise sirruh-, muhtâca ve yolda kalmışa yardım etmenin ehemmiyetini şöyle hikâye eder “Büyük pîr Bâyezîd-i Bistâmî, hac ve umre yapmak için Mekke’ye doğru sür’atle gidiyordu. Her gittiği şehirde oradaki mâneviyat erbâbını araştırıyor; –Bu beldede basîret sâhibi kim var?» diye önüne gelene soruyordu. Çünkü nereye sefer yaparsa yapsın, evvelâ Hak dostlarını bulmanın zarûrî olduğuna inanıyordu. Nitekim Hak Teâlâ Hazretleri de ...Şayet bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz!» en-Nahl, 43; el-Enbiyâ, 7 buyuruyordu. Mûsâ -aleyhisselâm- dahî ledünnî ilme sâhip Hızır’ı ziyâretle emredilmişti. Bâyezîd, hilâl gibi süzgün, uzun boylu bir pîr gördü ki, onda velîlerin rûhâniyeti vardı. Gözleri dünyâya âmâ, kalbi ise, güneş gibiydi. Bâyezîd, o pîrin karşısına oturdu. Pîr ona –Ey Bâyezîd, nereye gidiyorsun? Gurbet eşyâsını nereye taşıyorsun?» diye sordu. Bâyezîd de –Hacca gitmek niyetindeyim; iki yüz dirhem de param var...» dedi. Pîr, Bâyezîd’e dedi ki –Ey Bâyezîd! O dünyâlığının bir miktârını Allah yolundaki muhtaçlara, gariplere, bîçârelere dağıt! Onların gönüllerine gir ki; rûhunun ufku açılsın! İlk defâ gönlüne haccettir! Ondan sonra rakîk bir gönülle o nâzik hac yolculuğuna devâm et!.. Çünkü Kâbe, Allâh’ın hâne-i birri, yâni ziyâret edilmesi farz ve sevâbı mûcib olan Beyt’idir. Lâkin insan kalbi, bir sır hazinesidir. Kâbe, Âzeroğlu İbrâhim’in binâsıdır. Gönül ise, Celîl ve Ekber olan Allâh’ın nazargâhıdır. Eğer sende basîret varsa, önce gönül Kâbe’sini tavâf et! Topraktan yapılmış sandığın Kâbe’nin asıl mânâsı gönüldür. Cenâb-ı Hak, görünen, bilinen sûret Kâbe’sini tavâf etmeyi, kirlilikten temizlenmiş, arınmış bir gönül Kâbe’si elde edesin diye sana farz kılmıştır. Şunu iyi bil ki, sen Allâh’ın nazargâhı olan bir gönlü incitir, kırarsan, Kâbe’ye yaya olarak da gitsen, kazandığın sevap, gönül kırmanın günâhını dengeleyemez. Sen varını-yoğunu, malını-mülkünü ver de bir gönül yap! Yap da o gönül, mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin! Allâh’ın huzûruna altın dolu binlerce keseler götürsen, Cenâb-ı Hak “Biz’e bir şey getirmek istiyorsan, kazanılmış bir gönül getir! Çünkü altın, gümüş Biz’im için bir şey değildir. Eğer Biz’i ve rızâmızı istiyorsan, bunun ancak bir gönül kazanmaya bağlı olduğunu unutma!..” buyurur. Hakk’ın nûrunun insandaki tecellîsini görmek için kalp gözün iyice açılsın!.» Bâyezîd, pîrin bu nüktelerini kavradı. Gönlü, sohbetle, merhametin esrârından bir hisse aldı. Huzur ve vecd içinde hac yolculuğuna devâm etti.” Mâtemlerin civârında bulunmak, toplumdaki kanadı kırık bir kuş gibi hizmet ve himmete muhtaç olanları sevindirmek, borç ve yolculuk sebebiyle darda kalanlara yardım etmek gibi ictimâî ibâdetler, kâmil insan hüviyeti kazanmanın en mühim vesîleleridir. Kâmil bir mü’min, Hâlık’ın nazarıyla mahlûkâta baktığından, ilâhî ahlâka bürünür ve dâimâ ihtiyaç sâhiplerinin yardımına koşar. Kim Bir İhtiyara Hürmet ve Yardım Ederse... Ahmed er-Rufâî Hazretleri, her gördüğü şahsa selâm verirdi. Bir köy veya kasabada birinin hasta olduğunu duysa, ilk fırsatta ziyâretine giderdi. Yolculuk esnâsında karşılaştığı âmâların ellerinden tutar, gidecekleri yere kadar götürüverirdi. Bir ihtiyarla karşılaşacak olsa, elindeki yüke yardım eder ve etrafındaki dostlarına Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şu hadîs-i şerîfiyle nasihatte bulunurdu “Kim bir ihtiyara hürmet ve yardım ederse, Allah Teâlâ da ona, ihtiyarlığında hürmet ve hizmet edecek bir kimseyi ihsân eder.” Tirmizî, Birr, 75/2022 Şehir dışına yapmış olduğu seyahatlerden dönüşte, ormana gider, odun keser ve merkebine yükleyerek şehre getirir; bu odunları dullara, kimsesizlere, fakir ve muhtaçlara dağıtırdı. Mecnun ve kötürümlerin hizmetlerine koşar, elbiselerini temizler, onlarla oturup sohbet eder, yemeklerini kendi elleriyle getirir ve yedirirdi. Sonra da onlardan duâ etmelerini isterdi. Müridlerine de “–Bu gibi âcizleri ziyâret, müstehab değil, vâcibdir!..” derdi. Birgün oyun oynayan çocukların yanından geçmişti. Birkaç çocuk, Ahmed er-Rufâî Hazretleri’nin mânevî heybetinden korkup kaçtı. Hazret-i Pîr, derhal arkalarından koştu ve büyük bir şefkat ve muhabbetle onları bağrına basıp gönüllerini fethetti ve “–Yavrularım! Görüyorsunuz ki, ben de âciz bir kulum! Sizi endişelendirdiysem hakkınızı helâl ediniz!” dedi. Ayaz Paşa’nın Vefası Güney Arnavutluk’ta fakir bir kadın vardı. Bir kış günü gariban bir çocuğun perişan hâline dayanamayarak ona bir çift eski partal ayakkabı verdi. Zaman geldi bu çocuk devşirme usûlüyle Osmanlı sarayına girdi. Orada yükseldi ve Ayaz Paşa ismiyle meşhur oldu. Ancak Ayaz Paşa eski günlerini unutmamış, o eski pabuçlarını da bir yere saklamıştı. Paşa olunca bu pabuçların içini altınla doldurdu ve bir şükran ifâdesi olarak o fakir kadına gönderdi. İlber Ortaylı, Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek, s. 30 Bu misâl, muhtâca yardım etmenin dünyevî bir faydasını göstermektedir. Kim bilir âhiretteki faydası nasıl olacaktır?!. Muhtaca Yardım Alasonyalı Hacı Cemal Öğüt Hocaefendi’nin, muhtâca yardımla alâkalı son derece ibretli bir hâtırası şöyledir Bir kış mevsimi, akşam vakti sokaktan yoğurtçu geçer. Kızına; yoğurt alalım mı, diye sorar. Kızı evde yoğurt olduğunu ve ihtiyaçlarının bulunmadığını söyler. Biraz sonra yoğurtçu tekrar; “Yoğurt alacak var mı?” diyerek sokaktan geçer. Hocaefendi tekrar sorar. Kızı aynı cevâbı verir. Hâdise bir kere daha tekerrür edince kızı dayanamayıp sorar “–Babacığım, ihtiyacımız olmadığını söylemiştim. Bu kadar ısrarınızın sebebi nedir?” Hocaefendi’nin cevâbı, hassas bir mü’min gönlünün güzelliğini sergilemektedir “–Kızım, adamcağızın çok ihtiyacı olmasa, akşam vakti, bu kışta-kıyâmette niye bu kadar dolaşıp dursun. Biz şu yoğurdu alalım da zavallı evine gitsin. Sen nasıl olsa yoğurtla yapacak bir şeyler bulursun. Bu şekilde belki garibin ihtiyacı görülmüş olur…” MUHTACA YARDIM ETMENİN VE BORÇ VERMENİN FAZİLETİ Hâsılı, bizim onların yerinde, onların da bizim yerimizde olabileceğini düşünerek dâimâ muhtaçların yardımına koşmalı, Allâh’ın rızâsını kazanmanın yollarını aramalıyız. Yunus Emre Hazretleri, hayır yapmanın ve yoksullara ufacık da olsa bir yardımda bulunmanın karşılığını ne güzel ifâde eder Doğru yola gittin ise, Er eteğin tuttun ise, Bir hayır da ettin ise, Birine bindir az değil. Bir miskini gördün ise, Bir eskice verdin ise, Yarın anda sana gele, Hak libâsın biçmiş gibi. Diğer taraftan, borç verme fazîletini de yaşatmak mecbûriyetindeyiz. Yarın bâkî ikâmetgâha devrolunduğumuzda ne zenginin elinde böyle bir fırsat ne de muhtâcın elinde böyle bir ihtiyaç kalacaktır. Durumu müsâit olanlar, birtakım bahânelerle borç verme ibâdetini terk etmemeli, buna mukâbil borç alan kimseler de çeşitli sıkıntıları öne sürüp borcunu ihmâl ederek, bu fazîletli hasleti zedelemekten kaçınmalıdır. Aynı şekilde yolda kalmışlara ihtimâm etmeli, onların duâlarını almaya çalışmalıdır. Zîrâ gurbette olan kimsenin gönlü Allâh’a daha yakındır. Bu sebeple de duâsı müstecâb olur. Cenâb-ı Hak yolculara o derece ehemmiyet vermiştir ki, ne kadar zengin de olsalar, yolda muhtaç duruma düştüklerinde zekât dahî alabileceklerini beyan buyurmuştur. Hoca Ahmed-i Yesevî Hazretleri ne güzel söyler Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol sen Öyle mazlum yolda kalsa, hemdem ol sen Mahşer günü dergâhına mahrem ol sen!.. ......... Akıllı isen, gariplerin gönlünü avla, Mustafâ gibi ülkeyi gezip yetîm ara!.. Kaynak Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 2, Erkam Yayınları İslam ve İhsan
Bağışlama ile ilgili ayetler, Kurandaki bağışlama ayetleri, bağışlama ile ilgili kuran ayetleri Bundan sonra, artık şükredesiniz diye sizi bağışladık 2/52 Ve hatırlayın, demiştik ki "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken ´dileğimiz bağışlanmadır´ deyin; biz de hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların ecirlerini arttıracağız" 2/58 Rablerinden bağışlanma salat ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır 2/157 Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O´ndan başka ilah yoktur; O, Rahman´dır, Rahim´dir bağışlayan ve esirgeyendir 2/163 O, size ölüyü leşi- kanı, domuz etini ve Allah´tan başkası adına kesilmiş olan hayvanı kesin olarak haram kıldı Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla ölmeyecek oranda yiyebilir, ona bir günah yoktur Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 2/173 Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar! 2/175 Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı farz kılındı Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi Fakat kimin hangi katilin lehine, onun maktulün kardeşi varisi veya velisi tarafından bağışlanırsa, artık yapılması gereken örfe uymak ve ona maktulün varis veya velisine güzellikle diyet ödemektir Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azab vardır 2/178 Bunun yanında, kim, vasiyet edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da ikisinin tarafların arasını bulup-düzeltirse, artık ona günah yoktur Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 2/182 Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı Artık onlara yaklaşın ve Allah´ın sizin için yazdıklarını dileyin Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara kadınlarınıza yaklaşmayın Bunlar, Allah´ın sınırlarıdır, sakın onlara yanaşmayın İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar 2/187 Onlar, savaşa son verirlerse siz de son verin; şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir 2/192 Sonra insanların topluca akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah´tan bağışlanma dileyin Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir 2/199 Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah´ın rahmetini umabilirler Allah bağışlayandır, esirgeyendir 2/218 Allah sizi, yeminlerinizdeki ´rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler´den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır 2/225 Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır Eğer bu süre içinde eşlerine dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 2/226 İddeti bekleyen Kadınları nikahlamak istediğinizi onlara sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur Gerçekte Allah, sizin onları kalbinizden geçirip anacağınızı bilir Sakın bilinen meşru sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir Artık ondan kaçının Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, kullara yumuşak davranandır 2/235 Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır 2/263 Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan fazl vadediyor Allah rahmetiyle geniş olandır, bilendir 2/268 Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır 2/271 Göklerde ve yerde ne varsa Allah´ındır İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır Allah, herşeye güç yetirendir 2/284 Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü´minler de Tümü, Allah´a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı "O´nun elçileri arasında hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz İşittik ve itaat ettik Rabbimiz bağışlamanı dileriz Varış ancak Sana´dır" dediler 2/285 Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez Kişinin nefsinin Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma Bizi affet Bizi bağışla Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et" 2/286 Onlar "Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenler; 3/16 Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve ´seher vakitlerinde´ bağışlanma dileyenlerdir 3/17 De ki "Eğer siz Allah´ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah bağışlayandır, esirgeyendir" 3/31 Ancak bundan sonra tevbe edenler, ´salih olarak davrananlar´ başka Çünkü Allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir 3/89 Göklerde ve yerde olanların tümü Allah´ındır Kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azablandırır Allah bağışlayandır, esirgeyendir 3/129 Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar daki haklarından bağışlama ile vaz geçenlerdir Allah, iyilik yapanları sever 3/134 Ve ´çirkin bir hayasızlık´ işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah´ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir Allah´tan başka günahları bağışlayan kimdir Bir de onlar yaptıkları kötü şeylerde bile bile ısrar etmeyenlerdir 3/135 İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir Böyle Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık ecir var 3/136 Onların söyledikleri "Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı bastıkları yerde sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi 3/147 Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O´nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz Öyle ki sevdiğiniz zaferi size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu Sonra Allah denemek için sizi ondan çevirdi Ama yine de sizi bağışladı Allah mü´minlere karşı fazl ve ihsan sahibi olandır 3/152 İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti Ama andolsun ki, Allah onları affetti Şüphesiz Allah, bağışlayandır, yumuşak olandır 3/155 Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allah´tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır 3/157 Allah´tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et Eğer azmedersen artık Allah´a tevekkül et Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever 3/159 "Rabbimiz, biz "Rabbinize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür" 3/193 Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz evlilik haram kılındı Ancak cahiliyede geçen geçmiştir Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 4/23 İçinizden özgür mü´min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden alsın Allah sizin imanınızı en iyi bilendir Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın Onlara ücretlerini mehirlerini maruf güzel ve örfe uygun bir şekilde verin Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısını uygulayın Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 4/25 Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan hacet yerinden gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, hafifçe yüzlerinize ve ellerinize sürün Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 4/43 Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar Kim Allah´a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur 4/48 Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah´ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah´tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah´ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı 4/64 Onlara Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet vermiştir Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 4/96 Umulur ki Allah bunları affeder Allah affedicidir, bağışlayıcıdır 4/99 Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik ve bolluk da Allah´a ve Resûlü´ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah´a düşmüştür Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir 4/100 Ve Allah´tan bağışlanma dile Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 4/106 Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah´tan bağışlanma dilerse Allah´ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur 4/110 Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz Bunun dışında kalanlar ise, onlardan dilediğini bağışlar Kim Allah´a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır 4/116 Kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz Öyleyse, büsbütün birine eğilim sevgi ve ilgi gösterip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın Eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 4/129 Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir 4/137 Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir 4/149 Allah´a ve Resûlü´ne inananlar ve onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 4/152 Gerçek şu ki, inkâr edenler ve zulmedenler, Allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir 4/168 Ölü eti, kan, domuz eti, Allah´tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -henüz canlıyken yetişip kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı Bunlar fısktır günahla yoldan sapmadır Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden dininizi yıkmaktan umut kesmişlerdir Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam´ı seçip-beğendim Kim ´şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa´ -günaha eğilim göstermeksizin- bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir 5/3 Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va´detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır 5/9 Yahudi ve Hıristiyanlar "Biz Allah´ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi De ki "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor Hayır, siz O´nun yarattığından birer beşersiniz O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah´ındır Son varış O´nadır" 5/18 Ancak, sizin onlara güç yetirmenizden önce tevbe edenler başka Bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir 5/34 Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve davranışlarını düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 5/39 Göklerin ve yerin mülkünün Allah´a ait olduğunu bilmiyor musun O, kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse bağışlar Allah, herşeye güç yetirendir 5/40 Yine de Allah´a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler mi Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir 5/74 Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin Sizden kim onu kasıtlı olarak taammüden öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir Buna da, Kabe´ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi hükmedecektir Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır Böylelikle işlediğinin vebalini tadmış olsun Allah geçmişte olanı bağışladı Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir 5/95 Bilin ki, Allah gerçekten cezası pek şiddetli olandır Ve Allah bağışlayandır, esirgeyendir 5/98 Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur´an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır Allah onu affetti Allah bağışlayandır, kullara yumuşak olandır 5/101 Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz olan, hakim olan Sen´sin Sen" 5/118 Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki "Selam olsun size Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve kendini ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir" 6/54 De ki "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği şeyler için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah´tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulmuyorum Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla- bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir Şüphesiz senin Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir 6/145 O sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle yükseltti Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir 6/165 Dediler ki "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız" 7/23 Ne zaman ki yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını görünce "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler 7/149 Musa yalvarıp Dedi ki "Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın" 7/151 Kötülük işleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç şüphesiz Rabbin, bundan tevbeden sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir 7/153 Musa, belirlediğimiz buluşma zamanı için kavminden yetmiş adam seçip-ayırdı Bunları da ´dayanılmaz bir sarsıntı´ tutuverince, dedi ki "Rabbim, eğer dileseydin, onları ve beni daha önceden helak ederdin Şimdi İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin O da Senin denemenden başkası değildir Onunla sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin Bizim velimiz Sensin Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanların en hayırlısısın" 7/155 Onlara "Bu şehirde oturun, ondan istediğiniz yerden yeyin, ´dileğimiz bağışlanmadır´ deyin ve kapısından secde ederek girin, biz de hatalarınızı bağışlayalım İyilik yapanların armağanlarını arttıracağız" denildiğinde 7/161 İşte o zaman Rabbin, onlara en kötü azabı yapacak kimseleri kıyamet gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini bildirdi Şüphesiz, Rabbin ceza ile sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayandır, esirgeyendir 7/167 Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan birtakım ´kötü kimseler´ geçti Bunlar Şu değersiz olan dünyaın geçici-yararını alıyor ve "Yakında bağışlanacağız" diyorlar Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar Kendilerinden Allah´a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı Oysa içinde olanı okudular Allah´tan Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır Hâlâ akıl erdirmeyecek misiniz 7/169 İşte gerçek mü´minler bunlardır Rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır 8/4 Ey iman edenler, Allah´tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış furkan verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar Allah büyük fazl sahibidir 8/29 Oysa sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları azablandıracak değildir Ve onlar, bağışlanma dilemektelerken de, Allah onları azablandıracak değildir 8/33 O inkâr edenlere de ki "Eğer vazgeçerlerse geçmişte yaptıkları şeyler bağışlanacaktır Ama yine dönecek olurlarsa, önceki toplumlara uygulanan sünnet, muhakkak onların başından da geçmiş olacaktır 8/38 Artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Allah´tan korkup-sakının Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir" 8/69 Ey Peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki "Eğer Allah, sizin kalblerinizde bir hayır olduğunu bilirse görürse size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar Allah bağışlayandır, esirgeyendir" 8/70 İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile hicret edenleri barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mü´min olanlar bunlardır Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır 8/74 Haram aylar süre tanınmış dört ay sıyrılıp-bitince çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip-tutun Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 9/5 Bunun ardından Allah, dilediği kimseden tevbesini kabul eder Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 9/27 Özür belirtmeyiniz Siz, imanınızdan sonra inkâra saptınız Sizden bir topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu-günahkar olmaları nedeniyle azablandıracağız 9/66 Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz Bu, gerçekten onların Allah´a ve elçisine karşı nankörlük etmeleri dolayısıyladır Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez 9/80 Allah´a ve elçisine karşı ´içten bağlı kalıp hayra çağıranlar´ oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk günah yoktur İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 9/91 Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Allah´a ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine bir yol sayar Haberiniz olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır Allah da onları kendi rahmetine sokacaktır Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 9/99 Diğerleri günahlarını itiraf ettiler, onlar salih bir ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder Hiç şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir 9/102
Selam Dostlarım, konumuzda Kadın ile ilgili ayetler, Kuran’da kadını aşağılayan ayetler, Kuran’da kadını öven ayetler, Açık kadınlarla ilgili ayetler, Kadınlar ile ilgili ayetler ve hadisler, Aldatan kadın ile ilgili ayetler, Nur Suresi kadınlarla ilgili ayetler, Cinsiyetçi ayetler, kuran’da kadın ve erkek ile ilgili ayetler, kur’an’da kadının önemi, Kuranda kadın ayetleri, Kadınlarla ilgili ayetler resimli, Kadınlarla ilgili hadisler Diyanet mealleri paylaşmaya çalışacağız. Faydalı olması dileğimizdir. Konumuzda Yüce Allah Teala hazretlerinin Yüce kitabı Kur’an’da kadın ile ilgili ayetlerini bir araya getirmeye çalıştık. Yüce Yaratıcımız insanı en güzel şekilde yaratmıştır. Kadınları Erkeklere göre daha nazik biçimde yaratan Allah teala hazretleri Kadınlara nasıl yaşamaları, nasıl hareket etmeleri gerektiğini yüce kitabın Kuran’da açıklamıştır. Günümüz kadınlarının özellikle giyiniş tarzları Yüce Yaratıcımızın emirlerine uymamaktadır. İnsan Allah’ın emirlerini yerine getirmezse günahkar, Emirlerinin günümüze uymadığını savunursa mazallah dinden çıkmış olur. Şimdi Kuran’da kadın ayetlerine geçelim… / Türkiye’nin en geniş Güzel sözler, ayetler, hadisler ve atasözleri ve deyimler platformu // Bizleri her türlü sosyal medyadan takip edebilirsiniz. Konumuzun altında linkler mevcuttur. Kadınlar ile ilgili ayetler – Kuran’da Geçen Kadınlar ile ilgili Ayetler زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِۜ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır. Al-i İmran suresi – وَاِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفٰيكِ عَلٰى نِسَٓاءِ الْعَالَم۪ينَ Hani melekler, “Ey Meryem! Allah seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.” Al-i İmran suresi – فَمَنْ حَٓاجَّكَ ف۪يهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَٓاءَنَا وَاَبْنَٓاءَكُمْ وَنِسَٓاءَنَا وَنِسَٓاءَكُمْ وَاَنْفُسَنَا وَاَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِب۪ينَ Sana gerekli bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa de ki “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lanetini aramızdan yalan söyleyenlerin üstüne atalım.” Al-i İmran suresi – فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ اَنّ۪ي لَٓا اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰىۚ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا وَاُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاُو۫ذُوا ف۪ي سَب۪يل۪ي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ ثَوَابًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ Rableri onlara şu karşılığı verdi “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükafatın en güzeli Allah katındadır.” Al-i İmran suresi – وَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَاۖ وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِم۪ينَ Ve dedik ki “Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” Bakara suresi – وَاِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَٓاءَكُمْۜ وَف۪ي ذٰلِكُمْ بَلَٓاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظ۪يمٌ Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. Bakara suresi – Kuran’da Örtünme ayeti – Kur’an’da örtünme ile ilgili ayet Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Yüz ve el gibi görünen kısımlar müstesna, zînet yerlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz! Nur suresi 31. Ayet meali Kadınlar ile ilgili ayetler Resimli 1 Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tövbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara kadınlarınıza yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, sakın onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. Bakara suresi – Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder yerine getirirse, bilsin ki haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının. Bakara suresi – وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَح۪يضِۜ قُلْ هُوَ اَذًىۙ فَاعْتَزِلُوا النِّسَٓاءَ فِي الْمَح۪يضِۙ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَۚ فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ Sana kadınların aybaşı halini’ sorarlar. De ki “O, bir rahatsızlık eza dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara cinsel anlamda yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah’ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.” Bakara suresi – Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar takdim edin. Allah’tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O’na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver. Bakara suresi – Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer bu süre içinde eşlerine dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. Bakara suresi – Yok Eğer boşamada kararlı davranırsa boşanırlar. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. Bakara suresi – Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hali ve temizlenme süresi’ beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah’ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada başkalarından daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz’dir. Hakim’dir. Bakara suresi – Boşanma iki defadır. Sonra Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak gerekir. Onlara kadınlara verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah’ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları durumu başka. Eğer ikisinin Allah’ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda kadının fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah’ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir. Bakara suresi – Yine onu kadını üçüncü defa boşarsa, kadın onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Eğer bu koca da onu boşarsa,onlar ilk koca ile karısı Allah’ın sınırlarını ayakta tutacaklarınısanıyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için günah bunlar, Allah’ın sınırlarıdır; bilen bir topluluk için bunlarıböyle açıklar. Bakara suresi – Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları yanınızda tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah’ın ayetlerini oyun konusu edinmeyin ve Allah’ın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitab’ı ve hikmeti anın. Allah’tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah her şeyi bilendir. Bakara suresi – Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa -birbirleriyle maruf bilinen meşru biçimde anlaştıkları takdirde- onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın. İşte, içinizde Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere bununla böyle öğüt verilir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah, bilir de siz bilmezsiniz. Bakara suresi – Kuran’da Geçen Kadınlar ile ilgili Ayetler Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların annelerin yiyeceği, giyeceği bilinen örfe uygun olarak, çocuk kendisinin olana babaya aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında yük ve sorumluluk teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde ki sorumluluk ve görev de bunun gibidir. Eğer anne ve baba aralarında rıza ile ve danışarak çocuğu iki yıl tamamlanmadan sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı bir süt anneye emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah’tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir. Bakara suresi – İçinizden ölenlerin geride bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on gün beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda, artık onların kendi haklarında maruf meşru bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah, işlediklerinizden haberi olandır. Bakara suresi – İddeti bekleyen Kadınları nikahlamak istediğinizi onlara sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları kalbinizden geçirip anacağınızı bilir. Sakın bilinen meşru sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, kullara yumuşak davranandır. Bakara suresi – Kendilerine el sürmediğiniz, mehirlerini tesbit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf meşru ve örfe uygun bir şekilde yararlandırsın. Bu, iyilik edenler üzerinde bir haktır. Bakara suresi – Eğer onlara mehir tesbit eder de, el sürmeden boşarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tesbit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Sizin tümünü veya fazlasını bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü derece farkını unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir. Bakara suresi – İçinizde ölüp de geride eşler bırakanlar, evlerinden çıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet bıraksınlar. Ama onlar, kendiliklerinden çıkarlarsa, artık onların maruf meşru olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir. Bakara suresi – Kocası tarafından Boşanan kadın ların maruf meşru bir tarzda yararlanma ve geçim payları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak borç tır. Bakara suresi – Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkar ederse bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır. Maide suresi Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan def-i hacetten gelir veya kadınlara dokunur cinsel ilişkide bulunur su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin Teyemmüm edin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki suresi Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Maide suresi 38. ayet Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. Nasıl ilah olabilirler? İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da haktan suresi 75. ayet Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki “Sen sihirbazları cezalandıracaksın da Mûsâ’yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?” Firavun, “Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?” dedi. Araf suresi 127. Ayet Kuran’da Geçen Kadınlar ile ilgili Ayeti Kerimeler Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz. Araf suresi 81. ayet Evinde bulunduğu kadın gönlünü ona kaptırıp ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o kocan benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi. Yusuf suresi Kadının kocası Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce dedi ki “Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür.” Yusuf suresi 28. ayet Ey Yûsuf! Sen bundan sakın kimseye bahsetme. Ey kadın, sen de günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen günah işleyenlerdensin. Yusuf suresi 29. ayet Şehirde bir takım kadınlar, “Aziz’in karısı, hizmetçisi olan delikanlısından murad almak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler. Yusuf suresi 30. ayet Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir birbirlerinin benzeridir. Kötülüğü emredip, iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. Tevbe suresi 67. ayet Allah erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kafirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır. Tevbe suresi 68. Ayet Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Tevbe suresi 71. Ayet Allah mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedi olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler vadetti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır. Tevbe suresi 72. Ayet يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَث۪يرًا وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يبًا Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın meydana getirip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir. Nisa suresi 1. ayet Kadınlar ile ilgili ayetler Resimli Kadın ile ilgili ayetler devam ediyor… Eğer, velisi olduğunuz yetim kızlar ile evlenip onlar hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, onları değil, size helâl olan başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Eğer o kadınlar arasında da adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz cariyeler ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur. Nisa suresi 3. ayet Kadınlara mehirlerini bir görev olarak gönül hoşluğuyla verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin. Nisa suresi 4. ayet Ana, baba ve akrabaların miras olarak bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana, baba ve akrabaların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Allah, bırakılanın azından da çoğundan da bunları farz kılınmış birer hisse olarak belirlemiştir. Nisa suresi 7. ayet Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bu paylaştırma, ölen karılarınızın yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Yine bu paylaştırma yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa ona altıda bir düşer. Eğer kardeşler birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. Bu paylaştırma varislere zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. Bütün bunlar Allah’ın emridir. Allah hakkıyla bilendir, halimdir hemen cezalandırmaz, mühlet verir. Nisa suresi 12. ayet Kadınlarınızdan fuhuş zina yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun dışarı çıkarmayın.Nisa suresi 15. ayet Ey iman edenler! kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. Açık bir hayasızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur. Nisa suresi 19. ayet Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayasızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu ne kötü bir yoldur. Nisa suresi 22. ayet Savaş esiri olarak sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı. Bunlar üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla mehirlerini verip istemeniz size helal kılındı. Onlardan nikahlanıp faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Nisa suresi 24. ayet Kuran’da Geçen Kadınlar ile ilgili Ayetler devam ediyor… Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları halinde sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu cariye ile evlenme izni, içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Nisa suresi 25. ayet Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri haset ederek arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, onun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Nisa suresi 32. ayet Erkek ve kadından her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından pay alan varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı ahitleştiğiniz kimselere de kendi hisselerini Allah her şeye şahittir. Nisa suresi 33. ayet Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta ve ailenin geçimini sağlamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın kendilerini koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. Evlilik yükümlülüklerini reddederek başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız onları hafifçe dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür. Nisa suresi 34. ayet Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf arayı düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz, Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır. Nisa suresi 35. ayet Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zâlim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz? Nisa suresi 75. ayet Mü’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar. Nisa suresi 124. ayet Kadın ile ilgili ayetler devam ediyor… Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor.” Kitapta, kendilerine verilmesi farz kılınan mirası vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere adil davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir. Nisa suresi 127. ayet Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır elverişli kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa suresi 128. ayet Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise birine büsbütün gönül verip ötekini kocası hem var, hem yok askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet suresi 129. ayet Kadın ile ilgili ayetler konumuzdan sonra sitemizde mevcut kadın ile ilgili diğer konularımıza aşağıdaki linklerden kolaylıkla ulaşabilirsiniz… Semih YAŞAR Kadınlar İle İlgili Hadisler Kadın ile ilgili sözler Aile ile ilgili ayetler Kadınlar ile ilgili sözler
kuranda geçen yardımlaşma ile ilgili ayetler