. 1. Elif, Lâm, Râ. İşte sana o Kitap’ın ve açık anlatımlı Kur’an’ın ayetleri. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 2. O küfre batmış olanlar zaman zaman, keşke Müslüman olsaydılar diye derin bir özlem duyarlar. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 3. Bırak onları yesinler, nimetlenip zevk etsinler ve sonu gelmez arzu kendilerini oyalasın. Ama yakında bilecekler. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 4. Biz hiçbir yurt ve medeniyeti, belirlenmiş bir yazgısı olmaksızın ortadan kaldırmadık. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 5. Hiçbir ümmet kendisi için belirlenen sürenin ne önüne geçebilir ne de o süreyi geriletebilir. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 6. Şöyle haykırdılar "Hey! Kendisine o zikir/Kur’an indirilen! Sen gerçekten tam bir delisin." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 7. "Hadi getirsene bize o melekleri, eğer doğru sözlülerdensen!" Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 8. Biz o melekleri ancak ve ancak hak üzere, hak bir yolla indiririz. Ve o zaman inkârcılara göz açtırılmaz. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 9. Hiç kuşkusuz, o zikiri/Kur’an’ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 10. Yemin olsun ki, senden öncekilerin o ilk kümeleri içine de nebiler gönderdik biz! Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 11. Onlara bir Tanrı elçisi gelir gelmez, onunla mutlaka alay ederlerdi. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 12. Biz ona, günaha batmışların gönüllerinde böyle bir yol veririz. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 13. Ona inanmazlar. Oysaki, öncekilerin yol ve yöntemleri gözlerinin önünden geçmiştir. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 14. Üzerlerine gökten bir kapı açsak da oradan yükseliyor olsalardı. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 15. Kesinlikle şöyle diyeceklerdi "Bizim gözlerimiz döndürüldü, bakışlarımız sarhoş edildi. Belki de biz büyüye çarptırılmış bir toplumuz." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 16. Yemin olsun, biz gökte burçlar oluşturduk ve onu/onları, seyredenler için süsledik. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 17. Ve onu/onları, her kovulup taşlanmış şeytandan koruduk. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 18. Ancak kulak hırsızlığı eden olur; onun peşine de parlak bir ateş alevi düşer. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 19. Yeri yayıp döşedik, ona kuvvetli dağlar diktik ve içinde ölçülü/ahenkli her şeyden bitirdik. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 20. Orada sizin için ve rızıklandırıcısı siz olmadığınız kimse için geçimlikler yarattık. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 21. Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Ama biz onu ancak belirli bir ölçüde/bir kaderle indiririz. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 22. Rüzgârları dölleyiciler olarak gönderdik; gökten bir su indirdik de onunla sizi suvardık. Onun depolayıcıları siz değilsiniz. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 23. Biziz, elbette biziz o hayat vermekte olan, o öldürmekte olan. Ve biziz sonunda mirasçı kalan. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 24. Yemin olsun, sizin önden gidenlerinizi bilmişizdir; yemin olsun, geriye kalanları da bilmişizdir. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 25. Hiç kuşkusuz, Rabbindir, evet O’dur onları haşredecek olan. Hakîmdir O, Alîm’dir. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 26. Yemin olsun, biz insanı; kuru çamurdan, değişken, cıvık bir balçıktan yarattık. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 27. Cini/İblis’i de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 28. Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, "Ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık balçıktan bir insan yaratacağım." demişti. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 29. "Onu, amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 30. Meleklerin tümü, toplu halde secde ettiler. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 31. İblis müstesna. O, secde edenlerle beraber olmaya karşı çıktı. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 32. Allah dedi "Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?" Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 33. Dedi "Kuru bir çamurdan, değişken, cıvık bir balçıktan yarattığın bir insana secde etmek için var olmadım." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 34. Buyurdu "Öyleyse çık oradan, çünkü kovuldun." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 35. "Din gününe kadar üzerinde lanet var." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 36. Dedi "Rabbim, onların diriltileceği güne kadar bana süre ver." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 37. Buyurdu "Hadi, süre verilenlerdensin." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 38. "Bilinen vaktin gününe kadar..." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 39. Dedi "Rabbim! Beni azdırmana yemin ederim ki, yeryüzünde onlar için mutlaka süslemeler yapacağım ve onların tümünü kesinlikle azdıracağım." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 40. "İçlerinden riyaya sapmamış, samimi kulların müstesna." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 41. Buyurdu "İşte bana varan dosdoğru yol budur." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 42. "Benim kullarım aleyhine senin elinde hiçbir güç/kanıt olmayacak. Azgınların seni izleyenleri müstesna." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 43. Cehennem onların tümünün şaşmaz buluşma yeridir. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 44. Yedi kapısı vardır onun. Her kapıya onlardan bir bölük ayrılmıştır. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 45. Sakınılması gereken şeylerden sakınanlar ise cennetlerde pınarlar içindedir. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 46. "Güvene kavuşmuş olarak selamla girin oraya." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 47. Göğüslerindeki düşmanlığı çekip almışızdır. Köşkler/divanlar üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olmuşlardır. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 48. Orada kendilerine zahmet/yorgunluk dokunmaz. Oradan çıkarılmazlar da. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 49. Haber ver kullarıma Hiç kuşkusuz benim, evet benim, Gafûr ve Rahîm. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 50. Ama acıklı azabın ta kendisidir benim azabım. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 51. Onlara İbrahim’in misafirlerinden bahset. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 52. Hani onun yanına girmişlerdi de "Selam!" demişlerdi. O da "Biz sizden korkuyoruz." diye konuşmuştu. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 53. "Korkma! Biz sana bilgin bir oğlan müjdeliyoruz." dediler. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 54. Dedi "İhtiyarlık yakama yapıştıktan sonra mı bana müjde veriyorsunuz! Neye dayanarak müjde veriyorsunuz?" Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 55. Dediler "Hakk’a dayanarak müjdeledik sana, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 56. Dedi "Sapıtmışlardan başka kim ümit keser Rabbin rahmetinden!" Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 57. "Amacınız nedir ey elçiler?" diye sordu. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 58. Dediler "Biz günahkâr bir topluluğa gönderildik." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 59. "Yalnız Lût’un ailesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 60. "Lût’un karısı hariç. O günahkârlarla geriye kalacaktır. Öyle takdir ettik." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 61. Elçiler Lût ailesine geldiklerinde, Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 62. Lût "Siz tanınmayan kimlersiniz." dedi. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 63. Dediler "Gerçek şu ki biz, günahkârların, hakkında kuşku edip durdukları şeyi sana getirdik." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 64. "Sana gerçeği getirdik. Biz, özü, sözü doğru olanlarız." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 65. "Gecenin bir yerinde aileni yola çıkar. Sen de arkalarından onları izle. Hiçbiriniz geri dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere kadar gidin." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 66. Ona şu emri bir hüküm olarak ilettik Şunlar, kökleri kesilmiş olarak sabahlayacaklardır. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 67. Şehir halkı, elçileri duymanın sevinci içinde geldi. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 68. Lût dedi "Bunlar benim konuklarımdır, aman beni utandırmayın!" Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 69. "Allah’tan korkun, beni rezil etmeyin." Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 70. Dediler "Seni el âlemin işiyle uğraşmaktan men etmemiş miydik?" Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 71. Lût dedi "Eğer bir şey yapacaksanız, işte kızlarım!" Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 72. Senin ömrüne yemin olsun ki onlar, kendi sersemlikleri içinde bocalıyorlardı. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 73. Nihayet o korkunç titreşimli ses, onları güneş doğarken yakaladı. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 74. O kentin üstünü altına getirdik/üst düzeydekileri alt düzeye indirdik. Ve üzerlerine pişmiş çamurdan taşlar yağdırdık. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 75. Hiç kuşkusuz, bunda, işaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler vardır. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 76. O kentin izleri/işaretleri, hâlâ işleyen bir yol üzerindedir. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 77. İnananlar için bunda elbette bir ibret vardır. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 78. Eyke halkı da gerçekten zalim insanlardı. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 79. Onlardan intikam aldık. Her ikisi önde, belirgin bir biçimde durmaktadır. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 80. Yemin olsun, Hicr halkı da gönderilen elçileri yalanladı. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 81. Ayetlerimizi onlara verdik ama onlardan yüz çeviriyorlardı. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 82. Dağlardan güvenli güvenli evler yontuyorlardı. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 83. Korkunç titreşimli ses onları da sabaha girecekleri sırada yakaladı. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 84. Kazanıp durdukları şeylerin kendilerine hiçbir yararı olmadı. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 85. Biz gökleri, yeri ve bunların arasındakileri hak olarak yarattık. O saat elbette gelecektir. Şimdi sen, uzanan elleri tut, güzel davran. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 86. Kuşkusuz senin Rabbin, evet o, Hallâk’tır, hiç durmadan yaratır; en iyi şekilde bilir. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 87. Yemin olsun ki, biz sana ikişerlerden/ikililerden/iç içe kıvrımlar halindeki çift mânalılardan yedi taneyi ve şu büyük Kur’an’ı verdik. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 88. Sakın, onlardan bazı çiftlere verdiğimiz nimet ve zevklere gözlerini dikme. Onlar için tasalanma da. Müminler için kanadını indir sen! Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 89. Ve de ki "Ben, evet ben, apaçık konuşan bir uyarıcıyım!" Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 90. Aynı şekilde, o bölücülere/yemin edip duranlara da beyyineler indirmiştik. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 91. Onlar ki Kur’an’ı parça parça/bölük bölük/falcılık aracı yaptılar. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 92. Rabbine yemin olsun ki, biz onları toplu halde sorgu suale çekeceğiz/hepsinden mutlaka hesap soracağız; Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 93. Yapıp ettiklerinden... Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 94. Emrolunduğun şeyi, kafalarını çatlatırcasına tebliğ et; şirke bulaşmışlara aldırma. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 95. Alay edip eğlenenlere karşı biz sana yeteriz. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 96. Allah ile beraber başka tanrılar benimseyenler yakında bilecekler. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 97. Yemin olsun ki, onların söyledikleri yüzünden senin göğsünün daraldığını biliyoruz. Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 98. Şimdi sen, Rabbine hamd ile tespih et ve secde edenlerden ol! Mealleri Kıyasla Sayfada Göster 99. Sana şaşmaz ve kesin bilgi gelinceye kadar Rabbine ibadet et! Mealleri Kıyasla Sayfada Göster
Cehennem unsuru olarak teknoloji27 Şubat 2009 Kur’an’daki sınâat’ kökünden kelimeler her türlü hüner ve sanat anlamında kullanıldığı gibi, endüstri-teknoloji anlamında da kullanılır. Sınâat sözcüğü bugünkü Arapça’da da aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu kullanımlar için bk. Hans Wehr, A Dictionary of Modern Written Arabic, sınâat mad.Sınâatın teknolojinin hâkim özelliği, doğanın dengelerini bozması, doğayı yaşanmaz hale getirmesidir. Dünyaya tapmanın, azmanın, şiddet, zorbalık ve işkencenin temsilcileri olan kişi, toplum ve medeniyetler sınâata dayanan bir şımarıklık illeti içinde insan hayatının mutluluk paydasını düşürmekte, doğal hayatı bozarak insanın bunalım ve karmaşaya düşmesine yol açmaktadır. Çare, teknolojinin yok edilmesi değil, rant ve egemenlik aracı olmaktan çıkarılmasıdır. Bunun ölçüsü ise teknolojinin doğayı ve uzayı kirletmeyen bir yapıda ve kıvamda tutulmasıdır. Kısacası, teknolojinin arkasından insanın başkaları üzerindeki egemenlik hırsının ve rant doymazlığını çıkarmak gerekmektedir. İğretiye, zulme, acımasızlığa öncelik tanıyıp Allah'a ters düşenlerin sığındıkları teknoloji insanı yıkan yanı, aldanışa sürüklemesidir. Allah ve insanın üstünde bir kudret olarak düşünülen teknoloji, sonunda sahiplerini korkunç bir hüsranla yüz yüze bırakmaktadır. 11/14-16; 18/103-105 Muhammed ümmeti döneminde teknolojiyle azıp zulme ve kavgaya meydan verme, Ehlikitap zümresi tarafından, özellikle Hıristiyanlar tarafından sergilenecektir. Ehlikitap'ın saptırıcı sözleri, haksız ve zalim yollarla elde ettikleri nimetleri yemeleri ve teknolojiyle azıp şımarmaları büyük ölçüde, din temsilcilerinin görevlerini yapmamalarından, çıkarlarını, ceplerini düşünmelerinden kaynaklanmıştır. Mâide, 59-64. Ayrıca bk. Tevbe, 34-35Üzerinde olduğumuz bu noktaya değinen ayetler, teknolojiyle gelen denge bozukluğu ve tahribi, teknolojik üretimi temsil ettikleri için Hıristiyanlara mal ederken, tahribi simgeleyen harpleri alevlendirme’ işini Yahudilerin eseri olarak gösteriyor. Mâide, 69TOKMAK GİBİ İNEN MUSİBETYazının Devamını Oku Cehennem veya tahrip edilmiş doğa26 Şubat 2009 Bitki örtüsünden tamamen yoksun bırakılıp kavruk bir toprağa dönüştürülen yeryüzü, kutsal metinlerdeki cehennemin ta kendisidir. Yani kutsal metinlerin tanıttığı cehennemin bir anlamı da, tahrip edilip yaşanamaz hale getirilmiş yerküre veya doğadır. Zaten cennet de yeşillikler, sularla dolu toprak parçası demektir. İşte o cennete layık olmasını bilmeyen insanoğlu, bu son tasvirdeki cehenneme ilginçtir ki, kıyametten söz eden bir ayet, bu müthiş olayı yeryüzünün bir başka yeryüzüne dönüştürülmesi’ olarak tanıtmaktadır. İbrahim, 48 Ardından gelen ayetlerde ise cehennemi hak edenlerin karşılaşacakları âkıbet hesabı görüldükten ve iyilerle kötüler ayrıldıktan sonra neler olacağını gösteren ayetler de ibret vericidir. Bu ayetlere göre, iyiler cennete sevk edilecek ve şu duayı yapacaklarYazının Devamını Oku Kıyamet alâmeti olarak Dabbetül Arz25 Şubat 2009 Kur’an, bir kıyamet alâmeti olarak Dabbetül Arz’ın çıkışı üzerinde de durmaktadır. Neml suresi 80-85. ayetler insanoğlunun, kötülükleri yüzünden uğrayacağı sonu kıyameti anlatırken, bu sonun geldiğini gösteren belirtilerden biri olarak yeryüzünden bir dabbenin çıkacağına dikkat çekmektedir. 82. ayet şöyle diyor “O söz, tepelerine indiğinde, yerden onlar için bir dabbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince inanmadıklarını söyler.”İnsanlığın sonunun geldiğine, azap ve hesap döneminin başladığına işaret sayılan ve insanlığı Allah’ın ve evrenin yasalarına aykırı davranmakla itham edip uyaran bu dabbe nedir?Dabbe kelimesinin sözlük anlamı debelenen şey demektir. Kur’an bunu her türlü canlı için kullanır. Daha çok hayvanlar için kullanılır. Elmalılı’nın deyişiyle, “Hayvan lafzıyla eşanlamlı gibidir.” Nûr 45. ayete göre, sürüngen, dört veya iki ayaklı tüm hayvanlar dabbedir. Ancak Kur’an’ın bu sözcüğü kullandığı ayetlere baktığımızda Örneğin, Hûd, 6; Nahl, 49, 61 dabbenin insanı da kapsayacak bir biçimde kullanıldığını görüyoruz. Elmalılı bu noktaya değinirken haklı olarak, “Hayvan gibi, insan için de kullanılır” Devamını Oku Kıyamet alâmetleri 124 Şubat 2009 Kıyametin yaklaşık vaktini tahminde Kur'an'ın bize verdiği ipuçları nelerdir? Burada yapabileceğimiz, insanın toparlanma vaktinin geldiğini gösteren bazı Kur'ansal işaretlere dikkat çekmek olacaktır. Şu temel göstergelerden söz edeceğiz1. Peygamberliğin Sona Erişi Peygamberlik Hz. Muhammed'le sona erdirilmiştir. Hz. Muhammed'in sıfatlarından biri de 'Âhir Zaman Peygamberi' demek âhir zaman?Âhir zaman, insana verdiği kredilerin sona erdirildiği zaman dilimidir. Peygamberler eliyle insana ulaştırılan mesajların sona erdirilmesinin anlamı da dönemi bitirilmişse bunun zorunlu sonucu, hesap döneminin başlamasıdır. 2. Hesap Döneminin Yaklaştığının Bildirilmiş Olması Kur'an, insanlığın kredi alma döneminin bitip hesap döneminin başladığını açık ve net biçimde ifade etmektedir. Yazının Devamını Oku Yerkürenin kıyameti23 Şubat 2009 Kur’an’ın yerkürenin kıyametine ilişkin beyanları dikkatle incelendiğinde bu sembolik ifadelerin, küresel âfetlerle mahvolup yaşanamaz hale gelmiş bir yeryüzüne dikkat çekmek istediği anlaşılır. Bu noktada, küresel âfetlerin yeryüzünü yaşanılmaz bir mekâna çevirmesi meselesinde bilimin verileriyle Kur’an’ın verilerinin örtüştüğünü dikkatlere sunalım. ZEHİRLİ GAZLAR MESELESİ Zehirli gazların atmosferi kuşatması ve yaşamı zorlaştırması Kur’an açısından bir kıyamet alâmetidir. Dühan Suresi 10-12. ayetlerde “Artık sen, o göğün açıkça izlenen bir duman getireceği günü gözle! İnsanları kuşatıp sarar. İnletici bir azaptır bu! Ey rabbimiz! Kaldır bizden bu azabı. Biz gerçekten müminleriz.” Kur’an’ın bu beyanına, günümüz bilim çevrelerinin ekledikleri şunlardır Zehirli gazların atmosferi tahribi sonucu kirlenen hava yüzünden doğal kaynaklar tahrip olacak, yaşam alabildiğine zorlaşacak. Hepimiz bilmekteyiz ki, havanın zehirlenmesi ozonu delmiş ve bu delik, Stephen Hawking’in deyimiyle Amerika kıtasının üç katı bir büyüklüğe ulaşmıştır. Bu delik yüzünden dünya korkunç bir radyasyon ve ultraviyole yağmurunun tehdidi Devamını Oku Kıyamet kavramının boyutları20 Şubat 2009 Kıyamet kelimesi Kur'an'da 70 yerde geçmektedir. Deyimin kökü olan kıyamdan türemiş kelimelerin sayısı ise 200 civarındadır. Kıyamet, içinde yaşadığımız dünyanın ve onun bünyesinde yer aldığı evrenin parçalanıp dağılması ve bütün şuurlu varlıkların hesap vermek üzere Yaratıcı'nın huzurunda, mahiyetini bilemeyeceğimiz bir biçimde kıyam etmesi olarak bilinir. O gün Allah bütün tartışmaları sonuçlandıracak, çelişmeleri bitirecek ve hayat serüveninden herkesi hesaba çekerek iyilikle kötülüğün karşılıklarını verecektir. Örnek olarak bk. Bakara, 113; Âli İmran, 185; Nisa, 87; Enbiya, 47; Hac, 9 Kur'an bugüne din günü demekte ve onun tek yargıcının Allah olduğunu belirtmektedir. Fâtiha, 3 Buraya kadar anlattıklarımız, kıyametin akla ilk gelen anlamlarıdır. Bu anlamdaki kıyamete büyük kıyamet’ diyebiliriz. Kur'an incelendiğinde görülür ki, bu büyük ve genel kıyametten başka sayısız küçük kıyametler sahnesinde her an milyonlar ve milyonlarca kıyamet yaşanmaktadır. Evrende bir hiç denecek kadar küçük bir yer tutan insan vücudunda da, her an binlerce kıyamet yaşanmaktadır. Kur’an’a göre, her varlık bir âlemdir ve her âlem birçok kıyamete sahnedir. TOPLUMLARIN KIYAMETİYazının Devamını Oku Varlığın yapısal parçaları olarak hayvanlar19 Şubat 2009 Ünlü bir Kızılderili atasözü şöyle demektedir “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirletildiğinde, son balık tutulduğunda beyaz adam, paranın yenmeyeceğini anlayacak.”Beyaz adam ve onun geliştirdiği doğa düşmanı kapitalizm bu gerçeği bir gün elbette ama o gün iş işten geçmiş mülkü olan doğa yahut yerküre emanetinin ayrılmaz, yadırganamaz ve olmazsa olmaz sakinleri hayvanlardır. Kur’an-ı Kerim bu yerküre sakinlerinin bir kısmının adını, birçoğunun da varlığını bildirmekte, doğayı onlarla paylaşmamızın hem emanete saygı hem de mutluluğa katkı olacağına vurgu yerküre sakini ortaklarımız, aynen bizim topluluklarımız gibi birer ümmet’ olarak hayvanlar’ anlamına gelen suredeki şu tanrısal beyana bakın“Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu kitapta, herhangi bir şeyi gereğinden fazla yapmadık/ gereğinden eksik bırakmadık. Onlar, sonunda, Rableri önünde haşredilirler.” En’am, 38 Yazının Devamını Oku Varlık insana emanettir18 Şubat 2009 İnsanın üstün varlık oluşu, varlığın insana emanet edilişinin ifadesidir; varlığın insanın egoizmine, sadizmine terk edilmesinin ifadesi değildir. Varlığı insana emanet eden Yaratıcı kudret, varlıktan vazgeçmiş değildir. İnsanın emanete hıyanetini, nankörlüğünü, varlık ve oluşun tahribine yönelik zalimliğini cezasız da bırakacak değildir. Allah mülkün sahibidir. Onu dilediğine verir. Ve mülkü, insanın emrine vermiştir. Ancak insan mülkün gerçek sahibi değil, emanetçisidir. Emanete hıyanet ettiğinde mülkün sahibine hesap vermek zorunda sözcüğü, Kur'an-ı Kerim'de tekil ve çoğul olarak 6 yerde geçmektedir. Bu kelimenin kökü olan emn iman da bu köktendir ruhun sükûnet bulması ve korkudan kurtulmak bir şeyi veya bir değeri gönül huzuru ve güvenle bir başkasına teslim etmek veya aynı şartlarla teslim almaktır. O halde, emanette teslim edenle teslim alanın karşılıklı güven ve rahatlıkları esastır. Ve bu da gösterir ki, emanet olgusu şuurlu ve kararlı iki benliğin varlığını gerektirir. Bu anlamda alındığında, emanet insan dışında hiçbir varlığın taşıyamayacağı bir Yazının Devamını Oku
İlahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk 71 yaşında hayatını kaybetti. 2011 yılından bu yana kanser tedavisi gören Öztürk, geçtiğimiz günlerde rahatsızlanarak Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılmıştı. 1945 doğumlu Öztürk, 2002 seçimlerinde CHP’den İstanbul milletvekili olmuş, daha sonra ise partisinden istifa etmişti. Ardından Halkın Yükselişi Partisi’ni kuran Öztürk, 2009 yılında üniversiteye vakit ayıramadığı gerekçesiyle siyasi hayatını sona erdirmişti. Aydınlık gazetesinde köşe yazarlığı yapan Öztürk, mide kanseri tedavisi görüyordu.
Yaşar Nuri ÖZTÜRKOruç konusu, Kuran'ın Bakara Suresi'nin 183-187. ayetlerinde düzenlenmektedir. Bu ayetler mezhep yorumlarını işe karıştırmadan baktığımızda bize şunları vermektedir1. Oruç, Kuran bağlılarına, Allah buyruğu olarak yüklenmiş bir Önceki ümmetlere de oruç, ruhsal yükselişi sağlayan yollardan biri olarak farz Farz orucun günleri ramazan ayının Bugünlerde hastalık, yahut yolculuk sebebiyle oruç tutamayanlar, tutamadıkları gün sayısınca orucu başka günlerde Oruca zorluk ve güçlükle tahammül edebilecekler, oruç yerine fidye verebilirler. Bununla beraber oruca zorlukla dayanabilenlerin oruç tutmaları kendileri için daha hayırlıdır. Ancak şu unutulmamalıdır ki, Cenabı Hakk'ın temel tavrı, kulları için kolaylık istemektir, güçlük istemek güçlük ve zorlukla dayanabilenler ellezine yetikûnehu ifadesi birçok müfessir tarafından ihtiyarlıktan, ya da şifa ümidi kalmamış hastalıktan ötürü’’ şeklinde bir kayda bağlanmıştır. Bu, bir ilavedir, Kuran böyle bir şey zorluk ve güçlükle dayanabilecekler belli başlıklar altında toplanamaz. Cenab-ı Hak, hastalık ve yolculuk halini açıkça belirledikten sonra böyle bir beyana yer vermekle, haşa sürçü lisan etmemiştir. Bu beyanın amacı ve kapsamı, hastalık ve yolculuk dışında bir kategori belirlemektir. Bu kategori içine girip girmediğine her mümin kendisi karar verecektir. Bunun aksini yapmak, Allah'ın beyanına ambargo koymak olur. Mesela tıbbi anlamda hasta olmayan, fakat orucu tutmakta doğal güçleri zorlanacak olan çalışanlar, çocuklu kadınlar, ihtiyarlar, özellikle depremzedeler bu son kategoriye girebilirler Kuran-ı Kerim bu tür insanlara fidye verme imkánı getirmekle iki amacı birden gerçekleştirmiştir 1. Müslüman'ın dinini yaşamada ve Allah'a ibadette ürküntüye, karamsarlığa ve nihayet buyruklara ters düşme gibi bir duruma girmesini Fidye imkánıyla toplumda yoksulluk ve imkánsızlığa çare verecekler kategorisine girip de maddi imkánları fidye vermeye müsait olmayanlar, örneğin depremzedeler, fidye yerine Allah'a sığınıp ondan af dilemekle yetinirler. Eğer ileride imkán bulurlarsa, elbette ki fidye gereğince tetkik edenler bilirler ki, bu ilahi kitabın temel kabullerine göre, bir insanın diğer insanlara hizmet ve yardım ulaştırması, yalnız kendi nefsi için öte dünya yatırımı yapmasından hürdür. İbadet bu hürriyet içinde yapıldığında anlam taşır. İnsanın eğer içten niyeti yoksa, ona oruç tutturamazsınız. Tuttursanız da bir anlam taşımaz. O halde Allah'ın, kullarına lütfettiği ruhsat ve kolaylıkları onların elinden almakla hayırlı bir iş yapmış olmayız. Tam aksine, onları samimiyetsizliğe ve riyakárlığa iteriz. Kuran böyle tehlikeli ve tahrip edici bir yola gidilmemesi için bizzat kendisi tedbirler getirmiştir. Kişi kendi içinde, imanı ve vicdanı ışığında bir muhasebe yaparak oruç tutmayı başaramayacak durumda olduğunu belirlerse, fidye verme yoluna giderek hem kendi benliğinde huzuru yakalar, hem de Allah'ın kullarına bir hizmet ve yardım ulaştırmış olur. Cenab-ı Hak bunu böyle düzenlemiştir.
yaşar nuri öztürk öldükten sonra dirilme