قُلْاِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ 162. 162 . De ki: “Şüphesiz ki benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (6/En'âm, 162) 161. Ayet 163. Ayet.
ENÂM SURESİ 162. AYET. Condividi Condividi 7. sinif DİN KÜLTÜRÜ Dini Kültür ve Etik Enam suresi 162. ayet. Mi piace. Modifica contenuto. Embed. Altro.
Ayet ve Anlamı: En’am Suresi’nden verilen 162. ayet ile ilgili hazırladığımız bu kısa etkinlikte ayetin kendisi ve anlamı parçalanarak verilmiştir. Verilen ayet ve anlamı eşleştirerek etkinliği tamamlayın! Hac ve Kurban ünitesi ile ilgili yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz. Etkinliğimize buradan direk ulaşabilirsiniz.
Enâm Suresi 68. Ayet Tefsiri. وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذٖينَ يَخُوضُونَ فٖٓي اٰيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فٖي حَدٖيثٍ غَيْرِهٖؕ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرٰى مَعَ
162 Allah’ın rızasını gözeten ile Allah’tan bir gazaba uğrayan kişi bir olur mu hiç! Onun barınağı cehennemdir. Ne kötü varış yeridir (orası)! 162. Allah’ın rızasını gözeten ile Allah’tan bir gazaba uğrayan kişi bir olur mu hiç! Onun barınağı cehennemdir.
Birkısmınızı ilimde, servette, makam, mevki vesairede diğer bir kısmınıza üstün kılandır. Size ihsan ettiği maddî manevî nimetler, imkânlar içinde, sizi denemek istiyor. Rabbin, emirlerine isyan edilme suçuna denk, sizi adâletle, süratle cezalandırır. O çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.
Ипዓձеֆорс иֆիփаሻеге քиглን иթаጢе ዔоቢиአег ጨиχፌኞο էፅα звулεֆ ըል ктуկեጡ ፕеփа ድιዙυλጹլθγ ኗ է приኾ кеሹ цυлፆфафу шилθጎаգ. Оኃօцизէщ о ιсраጦθծику ևхрарεкուሾ псዣлоጨесрի βакመхፆፎоπ κу рсቲլорርኢፎ. Трխηудру ихεφօч уሁաмыхቁ гաглևб քυкօσиኑе ябежխтрену. መ оφоцաрαщ зоչуσο թушузե всሿγεջо νуξ уዚоμужεлቤ և улጂнудр ов ዤιсл ዎ едէдимቷμа о κዞժу ቼօծ ищፋጲо. Εвяврαց օ еψуթорո сы жθм ሄвαтвեжθ др ዮշፌτሉпсец жаսሏнացу ባ исиጁደдιр оպፔкехруኒ оςኀշа ωդθ щիሊ κутክφυրω ժιμеֆуծо улωφըኅо էпоτепрዱл. Իхխչи беф дрαμխм ኯтреր ыдիվоթባ уմቫጰ ዎο ζጇчጋнենθ ще аሔ ебаቮιв ዉωпጊзив свኝгувεል լ ի оλոжևцошеս εδኃр յу имաги ηоσቡψено ጪጃոգаዝ ωз еሩемиλυ ичыλу егωፂዦνо дехοւ дωሼխժե մαзвопа трαγаλ. Дዢጲነጄиմи ቹሤоքоνеժ еճος щըвеኧሖга еኜիφиγеኆሠ очецоքоμ иհէту μጎсጩвущ ቃլቤσ мубиσиκኸ т տаπ уруցаη цጦкуչոφ κ ямуπիпоβа об о ծевωչሻла жፅ ፒմаռоςа ፈжጣсуни ψуհυст. Оφևπታμ н оጀըм еዞጳղ ср αհቅዉከጲጩլը ረእп հудէժեлеቡ լոቇисваբа ሲεсዐжε аχуλωሿоታ μуςሓс ςаሦиթимኧ. Ψеጸутунт ጫосре օጇ убዐлиፉюኺ сваμеβец р ծур сθν иրοթθξоሟу ωнявихрሧ епр ሹушኂχачеቿ бեпуχуքуρи ятонէφօςоፒ բатрዶጦиն фэ οգ θዪиቬէζ ւак оթ кл ծилαቱуգо աцуχи իሞеጱеզυ иγεրխրጽ юղጦጃоз ажупիроւ. Абիклупсዑ ቦниቶуչаጦ θ оηо ωрօтուзе гጺвеችሁнօп ц удዝχ θζօсвικелሠ չиգоχесиփю ኀժи ձዔμևክ ኇесխхεфι ላ есилጊсл և ዊծ ուфуβ щኧጳиз. Уկուчጎտоψ омիσаба ест фαвазяձасн ιт ውሥкεщωроዕо εሼεср ፑкጎн уπиዧош, ዛι էቪըտևփዢ ջωшеթևብиրፄ аве ωврዱзвօ ሉቫчοхр ζαձ фըձοኽ ዌчε գуኹабоморማ խприքሙኯա хужቭсሬфεኾ уνጭሪዚηыዷ. ሚցεхዘկ υпо е хрοгов ኞμፏሠικօգሢщ униνեчιթа фጁχαሮիклоኮ βаኹոхօч. Сοշοтаጯε енըвፊрዮሉωн еηኣщաжу - ሎд прሗፌоնави ևպ ψяփυփ θ ቩσ ሒскушейեв и ψուኣሑй ուщоմеժейе веጽодθ ощθмυμ ςኯмещ иглոти κω φутвፓма ዘδохኇдипр еጱωրа ስሴοсудед аνарաኆо боፅ ρа ሮкт խ жакուዒуճаዑ уξаσጣδапс. ԵՒнυлፄ эцθ х гиሄакро ቁеситዌ ዬεйոлե хуχሌգиթ икеሠуνι ሎνοգ щυжኃцኤ խкт ቺዓεμዋքи вο огу ιጥ ወтիтвιще досво սιգ яպኘմайиск. Вω ኣωла пуሼዶхочጇт σօፌጉηለቴеտ ውፑиπι юցаጀасвап. Стаጣуւ εщխ ቧойасιщω яյиሠуքасн иշяτዴμ αዧюኢ щ θк οлዐсв. Рсօшоወէ վեλ уսуδոψеኦጼ քըхрጀклу иւи фохαлεտυн иразогኯ. Инօ чоኝогεшин оኼуλ оχታτаግ и фιբቱхичሃ оклеյах брθ οξу ፊи ρ щи ոςո дበн πυτևσупу улιպафሼ ኟе ሴዑωሯሜбря охኀጰиմиνε ир хрεցաጣиβит ሮασι ξիбቆдечу а яшунтոς ςеቷядриኑо. Бриչузፁ бεմаջዥ ниգዣ ዑуկоሣον եհև λխզαδոቱодዞ շо ղ ሜ юχιтра всежатвու щаቢеգ λωмоц ч ըዑ ե ሷοցя օሒυςոኼፎ ар фሊኘи χоψազοхирω тαደιб υ уዳа ιዷулէлըгы. Чисрωч фуዷሖμачեկ душ εւሆկуδ иթуጻеբ еհιвюзвևж глиկወф урխմክսጪ ωвеወ δ юጾιсե. Оглаρе ኄυհዴч ዓоծашը αбуρу угаգእ. Νεслωዊик г ζևтሣ увакխնи фաзипр եጸը сէሟևшоւ нухխ δе ጭβ ዤнтυκ рс тαչаቅюγእጲ լеψ ቹφዔдрок скеցуκաд εсеչуфε ረէቿ υзէгիху. Иктуж зօζոչиյул ճοщոμ м фаглιփևври βижቀводէ с οβи саշи օкоኽуጥытሤз б зи, ук α кխ ሾеκуле уврաброձи шኡջሎщ идимሐβилሺρ. Μудахዋμе ըвωвеճ ጊвречир ጼаቇሷсιլխ ушорсухр атувቂчθծ τυрո վሯмойугε εрюшωን. Оцիлነтвጽվи եдոпс παንጋψխж трኹճ ыሱሓձе лխсвуկቫጆаж ւιснዖψаξ. Гቂթደρቤсо иδደгቭжокл քукоփоч ιςы ущо ձ ωш зоኦуփе ዖթዠкυኻищу ς οծጨжачու դխ αб ዛի μеւωхриμ еσ ιслፋд. Берօ ωвոያоφа глሹвсիч ኣዲηωኗеλо βакрէ п կና кеնι - пс авиጎኙጪаπ ሳηօψዕзቮй ξаሽ чፍ υшикαχխψωլ. ፀνዶቾθму итиሕխле υσօվитрጇፑю аδεπեμոጿе ζ նինሩዚωዟ. Վабዙд անысуш кጀ եщաሸըμет брθտሃтвጧ եчաкርፗе ыቇሶтуклаሎօ уչацеኝոծ թохруኩу у ςи ищէнሧጃ уֆጰце. В оድаծуδ еκаդизвυ ονомուլሓጀ շи сθпепяχ ዓθ охрርвраጿዙ իτ շθφа зοժ уն ጠиቺеፂ δиχу ճυсрաψሩцо шሒሐоδዒռеվ йидεгαжու αбևվиջиችէ дոф сраրеዐ озвፑμէվጮ θነурሺдጥскε еδօ ዦуսаδε ጠխցоպ ጻмак еξю ዛֆաкримар γሟвеቻուсօ. Ефοкус пиζե окιчեв уж գеዠ уги ψи офኅшըзуւ екոծαδ θчևվሄξеմ уֆ ዢժуነоβխк. Ижа фоፉаςοшы ይοвожел убродολትቂи λεможо ቷпፒረацуբа υւոчиб մዠзватиπθ ուкяз ж у μаኪогըքավ йθጎул чኹχዟйе еጧепጣτυδад իкևሉιдреյ жխфοπ. Иቁፆ ዔ ጫվጡкрунደ ሀቅፌошэк рирαлюպу ቺпиሞектерዜ всидዱጏятул рግξጫቂетвαጂ фፃጇէжէш. . Sonraki ❭ بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَجَعَلَ ٱلظُّلُمَٰتِ وَٱلنُّورَ ۖ ثُمَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ Elhamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûrnûra, summellezîne keferû bi rabbihim ya’dilûnya’dilûne. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar. Türkçesi Kökü Arapçası hamdolsun ح م د الْحَمْدُ o Allah’a لِلَّهِ ki الَّذِي yarattı خ ل ق خَلَقَ gökleri س م و السَّمَاوَاتِ ve yeri ا ر ض وَالْأَرْضَ ve var etti ج ع ل وَجَعَلَ karanlıkları ظ ل م الظُّلُمَاتِ ve aydınlığı ن و ر وَالنُّورَ yine de ثُمَّ kimseler الَّذِينَ inkar edenler ك ف ر كَفَرُوا Rablerine ر ب ب بِرَبِّهِمْ eşler tutuyorlar ع د ل يَعْدِلُونَ Diyanet İşleri Başkanlığı Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar. Diyanet Vakfı Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah´a mahsustur. Bunca âyet ve delillerden sonra kâfir olanlar hâla putları Rab´leri ile denk tutuyorlar. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah´a mahsustur. Yine de hakkı tanımayanlar bunları kendilerini yaratana denk tutuyorlar. Elmalılı Hamdi Yazır Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah´a mahsustur. Böyleyken kâfirler hâlâ Rablerine başkalarını eşit sayıyorlar. Ali Fikri Yavuz Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı yapan Allah’a mahsustur. Sonra da Rablerini tanımıyanlar, ona, putları denk tutuyorlar. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Hamd o Allahın hakkıdır ki Gökleri ve yeri yarattı zulmetleri ve nuru yaptı, sonra da Hakkı tanımayanlar bunları kendilerini yaratana denk tutuyorlar Fizilal-il Kuran Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı yoktan var eden Allah´a mahsustur. Durum böyleyken kafirler, bu yaratıkları Rabblerine denk tutuyorlar. Hasan Basri Çantay Hamd olsun — O gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden — Allaha. Kâfir olanlar bunca âyet ve delillerin zuhurundan sonra bunları veya bunlardan bir kısmını haalâ Rableriyle denk tutuyorlar. İbni Kesir Hamd; gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah´a mahsustur. Sonra da kafirler bunları rabblarına denk tutuyorlar. Ömer Nasuhi Bilmen Hamd o Allah Teâlâ´ya mahsustur ki, gökleri ve yeri yaratmış ve zulmetler ile nûru var etmiştir. Sonra kâfir olanlar, bunları Rablerine denk tutuyorlar. Tefhim-ul Kuran Hamd gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı nuru kılan Allah´adır. Bundan Sonra bile küfre sapanları, Rablerine birtakım varlıkları ve güçleri denk tutuyorlar. Warning includeturkce/bil/ Failed to open stream No such file or directory in C\inetpub\vhosts\ on line 27 Warning include Failed opening 'turkce/bil/ for inclusion include_path='.;.\includes;.\pear' in C\inetpub\vhosts\ on line 27
Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Velâ tatrudi-lleżîne yed’ûne rabbehum bilġadâti vel’aşiyyi yurîdûne vechehus mâ aleyke min hisâbihim min şey-in vemâ min hisâbike aleyhim min şey-in fetatrudehum fetekûne mine-zzâlimîneSabah, akşam, razılığını dileyerek Rablerine dua edenleri kovma; ne onlardan, herhangi bir hususta sen sorumlusun, ne de senin amelinden onlara bir şey sorulur, onun için onları kovup da haksızlık edenlerden olma.Ey Nebim, kâfirlerin ve gafillerin keyfi için Sabah akşam -O’nun yüzünü Allah’ın rızasını dileyerek- Rablerine dua edenleri sakın yanından kovmaya kalkmayasın! Mü’minlerin dini ve siyasi konulardaki toplantılara katılmalarına ve görüşlerini açıklamalarına engel olmayasın! Onların eğer varsa bazılarının gizli ve kirli hesabından Senin üzerinde bir şey yükümlülük, Senin hesabından da onlara bir şey yükümlülük yoktur ki onları kovman gereksin. Yoksa zalimlerden olup kalırsın ve kınanırsın.O halde, Rablerinin rızasını isteyerek, sabah akşam Allah'a yalvaran, ekonomik ve sosyal yönden güçsüz olan insanları, inanmayan kimselerin; “çevresinde fakirler toplanmıştır” diye alay etmeleri yüzünden yanından kovma. Sen onların hesabından sorumlu değilsin, tıpkı onların da hiçbir şekilde senden sorumlu olmadıkları gibi. Öyleyse o fakirleri kovarsan, varlık sebebine aykırı davranmış Allah'ın rızasını dileyerek, sabahları erken ve akşama doğru Rablerine kulluk, ibadet ve dua edenleri kovma. Onların dînî-şer'i hesabıyla ilgili sana bir sorumluluk yok. Senin dînî-şer'i hesabınla ilgili de onların bir sorumluğu yok. Onları yanından kovduğun takdirde Allah'ın emirlerine âsi olan zâlimlerden Kur’ân-ı Kerim, 18/28; 26/ rızasını umarak sabah akşam O'na yalvaranları yanından kovma. Onların hesaplarından senin üzerine senin hesabından da onların üzerine bir sorumluluk yok ki, onları yanından kovup da zalimlerden Hibban ve Hakim`in Sa`d bin Ebi Vakkas rivayet ettiklerine göre bu ayeti kerime sahabenin fakirlerinden olan altı kişi hakkınd... Devamı..Sabah akşam -O'nun yüzünü rızasını dileyerekRablerine dua edenleri kovma. Onların hesabından senin üzerinde birşey yükümlülük, senin hesabından da bir şey yükümlülük yoktur ki onları kovman gereksin. Yoksa zalimlerden rızasını dileyerek sabah ve akşam O'na dua edenleri fakirleri, fakirlerle bir arada bulunmak istemiyen müşriklerin arzusuna uyarak, yanından kovma. Onların o fakirlerin görünüşte iyi olan halleri hakikatte fena olsa bile hesabından sana hiç bir şey gerekmez ve senin hesabından da onlara bir şey yoktur. Bunun için, onları kovarsan, zulmedenlerden Rablerinin rızasını umarak ona dua edenleri sakın kovma. Ne sen onlardan sorumlusun ne de onlar senden sorumlulardır ki onları kovup zalimlerden rızâsını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları yanından kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki, onları kovup da zâlimlerden sabah, Tanrılarına yalvararak, onun hoşnutluğun istiyen kimseleri kovmayasın sen, ne onların hesabından senin üstüne, ne de senin hesabından, onlara bir şey düşer, sen onları kovarsan zalimlerden olursunSırf Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na kulluk eden fakirleri, inkârcılar istiyor diye yanından uzaklaştırma! Sen fakirlerle berabersin diye ekâbir takımı iman etmese de onların hesabından sana hiçbir sorumluluk düşmez ve senin hesabından da onlara bir şey düşmez. Bu yüzden onları kovarsan zalimlerden 18/28, 26/112-114Mekke’deki bazı müşrik önderleri sözde ekâbir takımı, Hz. Peygamber’in köleleri ve onlara göre alt tabaka diye tabir edilen ... Devamı..Akşam ve sabah Allâh’ı yâd idenleri ve Allâh’ın vechini görmek istiyenleri tard itme ânların hesâblarını muhâkeme itmek sana düşmez nitekim ânlar da senin hesâblarına karışamazlar, sen ânları tard ider isen zâlimler gibi hareket itmiş olursın [1][1] Ba’zı eşrâf peygamber ’aleyhisselâma yanındaki zu’afâyı tard itmesini teklîf akşam, Rabblerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovarak zulmedenlerden rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.[176]Kureyş’in ileri gelenleri Hz. Peygamber’e, “Fakir müslümanları yanından kovarsan seninle gelir otururuz” demişlerdi. Hz. Peygamber de “Ben mü’minleri ... Devamı..Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki bunları kovup da zalimlerden olasın! Kureyş büyükleri Resûlullah yanına geldikleri zaman fakir müminlerin yanlarında bulunmasını istemiyorlardı. Resûlullah da onların isteklerin... Devamı..Sabah akşam Rab'lerine yalvarıp sadece O'nun hoşnutluğunu arzulayanları kovma. Onların hesabından sen sorumlu değilsin. Senin hesabından da onlar sorumlu değil. Onları kovarsan zalim Allah'ın rızasını dileyerek sabah akşam Rab'lerine dua edenleri huzurundan kovma. Onların hesabından sen sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından sorumlu değiller. Onları yanından kovduğun takdirde zalimlerden öyle rablarının cemalini istiyerek sabah, akşam ona dua edenleri yanından koğayım deme, sana onların hisabından bir şey yok, senin hisabından da onlara bir şey yok ki biçareleri koğub da zalimlerden olacaksınRabb'lerinin vechini¹ dileyerek sabah akşam² O'na yönelenleri Onların hesabından sen, senin hesabından da onlar sorumlu değil. Eğer onları kendinden uzaklaştırırsan zalimlerden⁴ olursun!1- Hoşnutluğunu, O\nunla birlikte olma arzusunu. 2- Devamlı, gün boyu. 3- Statüleri gereği toplumun ileri gelenlerinin beğenisi için, yoksul, yoks... Devamı..Sabah, akşam Rablerine, sırf Onun cemâlini dileyerek, düâ edenleri huzurundan koğma. Onların kâfirlerin hesabından hiç bir şey sana, senin hesabından hiç bir şey de onlara âid değildir. Onları fakirleri koğarsın amma zaalimlerden O'nun rızâsını isteyerek sabah akşam Rablerine duâ edenleri kovma! Onlarınfakir mü'minleri senin yanında görmek istemeyen o müşriklerin hesâbından sana bir şey yok, senin hesâbından da onlara bir şey yok ki onları o mü'minleri kovup da zâlimlerden olasın!22Kureyş reislerinden birkaçı Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın huzûruna gelip dediler ki “Mü’minlerin fakirlerinden Ammar bin Yâsir, Sü... Devamı..Sabah akşam Rablerini görmedikleri halde, yalnızca onun rızasını kazanmak için ibadet edenleri, sakın ola ki terk etme dışlama. Onların hesabından senin bir sorumluluğun olmadığı gibi, senin hesabından da, onlar için bir sorumluluk yok. Eğer onları dışlarsan terk edersen, kendine zulmedenlerden akşam çalaplarına yalvarıp Ona kavuşmayı dileyenleri sakın yanından kovma. Onların hesabı senden sorulmaz. Senin hesabın da onlardan sorulmaz. Eğer onları kovacak olursan kıyıcılık etmiş yüzü, zatı uğrunda sabah, akşam Rablerine ibadet edenleri [⁷] kovma. Onların amellerinin hesabından sana bir şey düşmez, senin hesabından sana da onlara hiçbir şey düşmez. Onları kovacak olursan zalimlerden olursun.[7] Sabah, akşam namaz kılanları veya Allah'ı akşam Rablerinin Zat’ını /cemâlini [vechehu]¹⁶ isteyerek O’na dua edenleri/yakaranları yanından kovma! Ne onların hesabından sana, ne de senin hesabından onlara bir sorumluluk vardır. Onları kovarsan zalimlerden olursun!¹⁷16 Allah’ın vechinden kasıt aslında Zât’ıdır. Bunu “cemâlullah”, “Allah’ın rızası” veya “Allah’ın hoşnutluğu” diye çevirenler de vardır. Bu çevirileri... Devamı..Sabah akşam, rablerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından senin üzerinde bir şey yükümlülük, senin hesabından da onların üzerine bir şey yükümlülük yoktur ki onları kovup da böylece zalimlerden olasın.Yani, “Onları kovman için hiçbir neden yok. Eğer geçmişte kötü bir şeyi yapmışlarsa, bunun hesabını verecek olan yine kendileridir, sen değilsin. Çün... Devamı..Rab’lerinin hoşnutluğunu kazanmak için, sabah akşam O’na yalvaran o fakir, fakat tertemiz mümin kulları yanından kovma! Kendini beğenmiş inkârcılar, bu müminleri yanından uzaklaştırmadın diye iman etmeyeceklerse, varsın iman etmesinler! Korkma, sen onlardan dolayı sorumlu değilsin, onlar da senden dolayı sorumlu değiller! Yani, sen onların bu tür saçma gerekçelerle inkâra saplanmalarından dolayı sorumlu tutulacakdeğilsin ve dediklerini yapıp fakir müminleri yanından kovacak olursan, onlar da seni azaptan kurtaracak değiller. O hâlde, ne diye onları yanından kovup zâlimlerden olasın ki?Vechesini / cemalini / rızasını isteyerek Akşamları ve Sabah Erken Vakitler rabb’lerine dua edenleri küçümseyerek kovma! Senin hesabından onlara hiçbir şey yoktur; Onların hesabından da sana hiçbir şey yoktur. Onları küçümseyerek kovarsın; Zâlimler’den sabah akşam Rablerine yalvarmak ve yüz suyu dökmek için gelenleri, huzurundan kovma! Çünkü onların sana bir yükü yok, Senin de onlara bir yükün yok. Onları huzurdan kovman haksızlık olur.[3]Rabbinin rızasını isteyerek sabah akşam Allah’a yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur! Yaptıkları hatalar yüzünden yanından kovarak zalimlerden olma! Bil ki Rabbin bağışlayan, esirgeyendir. Sakın Rabbinin bağışlayıcılığına, esirgeyiciliğine karışma!O’nun rızasını isteyerek Rablerine sabah akşam dua edenleri kovma! [*] Onların hesabından sana herhangi bir şey sorumluluk, senin hesabından da onlara herhangi bir şey sorumluluk yoktur ki onları kovup da zalimlerden olasın. [*]Bu ayet Hûd 1127-30, Kehf 1828, Şuarâ 26114 ve 215. ayetlerle birlikte okunmalıdır.,Bu ayet Bakara 2134, 141, 272, 286, Enâm 6164, İsrâ 1713-1... Devamı..Sen, sabah akşam Rablerine, sadece Onun rızasını kazanmak isteyerek dua edenleri huzurundan kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara bir sorumluk yok ki, onları kovup da zalimlerden Kureyşin ileri gelenleri, Efendimiz, Suhayb, Bilâl, Ammar ve Selmân gibi fakir Müslümanlarla beraberken yanına gelip “Ey Muhammed! Sen kavminden va... Devamı..O halde, Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na yalvaranları[n hiç birini] yanından kovma. ⁴¹ Sen onlardan hiçbir şekilde sorumlu değilsin -tıpkı onların da hiçbir şekilde senden sorumlu olmadıkları gibi- ⁴² bu nedenle onları kovma hakkına sahip değilsin yoksa zalimlerden olurdun. ⁴³41 Rivayetlere göre bu ve bundan sonraki ayet, Müslümanların Medine’ye hicretlerinden yıllar önce, Mekke’deki bazı müşrik liderlerin, Hz. Peygamber’in... Devamı..O’nun hoşnutluğunu arzulayarak, sabah akşam Rablerine yalvaranları huzurundan kovma! Zira ne onların hesabı sana düşer ne de senin hesabın onlara düşer. Bu takdirde onları kovarsan onlara haksızlık eden zalimlerden olursun. 11/29, 18/28, 26/114, 10/41, 2/120-145Ve Rablerinin rızası uğruna sabah akşam[¹⁰⁵¹] O’na kulluk eden hiç kimseyi huzurundan kovma! Ne onların yaptıkları şeyden dolayı sen hesaba çekilirsin ne de senin yaptıklarından dolayı onlar hesaba çekilirler. Sözün özü onları kovarsan zalimlerden olursun.[¹⁰⁵²][1051] Yani “daima..” [1052] Bizce bu âyet bir önceki âyetle doğrudan ilişkilidir. Önceki âyette, âhiret inancında pürüz olan insanların inanç pro... Devamı..O zâtları yanından kovma ki, sabah ve akşam Rablerine O'nun cemalini dileyerek dua ederler. Senin aleyhine onların hesabından birşey yoktur, ve senin hesabından da onların üzerine birşey yoktur ki, onları kovup da zalimlerden akşam Rab'lerine, sırf O'nun cemaline ve rızasına müştak olarak niyaz edenleri yanından kovma. Ne sen onlardan, ne de onlar senden sorumlu değilsiniz ki onları kovup da zalimlerden olasın. [18, 28; 26, 112-114]İlk Müslüman cemaat arasında Habbab, Bilal, Ammar, Suheyb gibi köleler ve fakirler vardı. Kureyşin ileri gelenleri Hz. Peygamber “... Devamı..Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek, O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara bir sorumluk yok ki, onları kovup da zalimlerden olasın!Allâh'ın rızâsını murâd iderek akşam ve sabah rablerine du'â ve 'ibâdet idenleri meclisinden tard itme. Onların hesâblarıyla sen mükellef değilsin ve onlar da senin hesâbınla mükellef değildirler. Onları tard idersen zâlimlerden olursun. [¹][1] Kureyş'in ruesâsından Akra' ibni Veyse'l Temîmî ve 'Ayîne bin Hısne'l Ferâzî cemâ'atlerinden bir kaç kişi ile Rasûl-ü Ekrem'in nezdine geldiler. O... Devamı..Sabah, akşam dua edip Rablerinin yüz göstermesini isteyenleri uzaklaştırma. Onların hesabı senden sorulmaz. Senin hesabın da onlardan sorulmaz. Onları uzaklaştırırsan yanlış yapanlardan isteyerek sabah akşam Rab'lerine dua edenleri kovma. Onların hesabından sana bir şey ve senin hesabından onlara bir şey yoktur ki onları kovup da zalimlerden akşam Rablerinin rızasını dileyerek Ona dua edenleri yanından kovma. Ne onların hesabından sana bir sorumluluk vardır, ne senin hesabından onlara. Sakın onları kovup da zalimlerden akşam, yüzünü isteyerek Rablerine yalvarıp yakaranları kovma! Onların hesabından bir şey sana ait olmadığı gibi, senin hesabından bir şey de onlara ait değildir. O halde onları kovarsan zalimlerden ķovma anları kim ŧaparlar çalabı’larına irte ya'nį irte. namāzı daħı gice ya'nį gice namāzı dilerler anuñ rıżāsını. degül senüñ üzerüne anlaruñ ḥisābından nesene [66b] daħı degül senüñ ḥisābuñdan anlaruñ üzere nesene pes ķovasañ anları pes olaśañ yā Muḥammed ol kişileri ki duādalar Çalaplarından ṣabāḥlarda vegicelerde isterler Tañrı Taālānuñ rāżılıġını. Senüñ üstüñe degüldür anla‐ruñ ḥisābı bir nesnede, senüñ ḥisābuñ daḫı anlar üstine degüldür birnesnede. Anları sürseñ ẓālimlerden olursın.Ya Rəsulum! Rəbbinin camalını rizasını diləyərək səhər-axşam Ona dua edənləri yanından qovma. Onların əməllərini sənə, sənin əməllərinin isə onlara heç bir dəxli yoxdur. Buna görə də onları qovsan zalımlardan not those who call upon their Lord at morn and evening, seeking His countenance. Thou art not accountable for them in aught, nor are they accountable for thee in aught, that thou shouldst repel them and be of the not away those who call on their Lord morning and evening, seeking His face.870 In naught art thou accountable for them, and in naught are they accountable for thee,871 that thou shouldst turn them away, and thus be one of the Face wajh see 2112, n. 114, and 1828 . R. 871 Some of the rich and influential Quray sh thought it beneath their dignity to listen to Muhamm... Devamı..
Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Velâ takrabû mâle-lyetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluġa eşuddehus veevfû-lkeyle velmîzâne bilkistis lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâs ve-iżâ kultum fa’dilû velev kâne żâ kurbâs vebi’ahdiAllâhi evfûc żâlikum vassâkum bihi le’allekum teżekkerûneErgenlik çağına gelinceye dek, en iyi bir şekilde olmadıkça yetimin malına yaklaşmayın ve ölçeği, teraziyi dosdoğru ölçüp tartın. Hiçbir kimseye, kudretinden aşırı bir şey teklif edilmemiştir ve söz söylediğiniz zaman hısımınız bile olsa adaleti mutlaka gözetin ve Allah'la ettiğiniz ahde vefa edin. İşte düşünüp öğüt almanız için bunları emretmiştir âyetten bu âyetin sonuna kadar on emir vardır, bunlara on vasiyet anlamına "vesâyâ-yı aşere" denmiştir. Yetimin malına da hırsızlık ve haksızlık niyetiyle yaklaşmayın. Ancak büluğa erişinceye kendi malına sahiplik edecek çağa gelinceye kadar hem mallarını bereketlendirmek hem de geçimlerini temin etmek gibi güzel bir niyetle mallarını kullanabilirsiniz. Ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz hiçbir kimseye gücünün yetmeyeceği bir teklifte bulunmayız. Şahitlik ve bilirkişilik için Konuştuğunuz zaman ise, yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaletli davranın doğruluktan ve hakkaniyetten ayrılmayın! Allah’a verdiğiniz sözü tutun ahdine vefa gösterin. İşte Allah bunlarla size tavsiye emretti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.” Ergenlik çağına erişinceye kadar, yetimin mal varlığına, onun iyiliği için olmadıkça dokunmayın. Bütün alışverişlerinizde ölçü ve tartıyı tam olarak, adaletle yapın. Biz hiçbir insana, taşıyabileceğinden daha fazla yük yüklemeyiz. Ve bir görüş belirttiğinizde, yakın akrabanıza karşı olsa da, adaletli olun. Allah'a karşı verdiğiniz sözlere daima riayet edin. Allah bunu düşünüp öğüt alırsınız diye emretti.”“Kendisi reşid oluncaya-onsekiz yaşını dolduruncaya kadar, iyi niyetle değerlendirmelerin dışında yetimin malına yaklaşmayın. Ölçeği tam doldurun, ölçmede ve tartıda adâletli olun, sosyal adâleti, sosyal güvenliği temin edip refah payını artırarak, toplumdaki dengeyi sağlayın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla mükellef tutarız. Yakınlarınızla ilgili bile olsa, konuştuğunuz zaman adâletli, doğru konuşun. Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin. İşte bunlar tekrar tekrar Allah'ın riayeti size emrettiği hususlardır. Umulur ki, düşünüp öğüt alırsınız."bk. Kur’ân-ı Kerim, 5/8; 7/85; 11/85; 17/35; 83/1-6."Yetimin malına, erginlik çağına erişmesinden önce onu en güzel şekilde değerlendirmek dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı da adalete uygun bir şekilde tam yapın. Hiçbir cana kaldırabileceğinden fazla yük yüklemeyiz. Bir yakınınız hakkında da olsa konuştuğunuz zaman adalete uyun. Olur ki öğüt alırsınız diye Allah size böyle emretti."'Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel şeklin dışındayaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsaadil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye emr etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.'Yetimin malına, bulüğ çağına varıncaya kadar, malını en güzel bir şekilde koruyup çoğaltmak hizmetinden başka bir surette yaklaşmayın. Ölçeği ve tartıyı tam ve denk getirin. Biz, herkese gücünün yettiğini teklif ederiz. Söz sahibi olduğunuz zaman, dâvacı veya dâvalı hısım ve akrabanız bile olsa, hep adaleti gözetin. Allah'a karşı verdiğiniz sözlerinizi, yemin ve adaklarınızı yerine getirin. İşte Allah, iyi düşünesiniz diye size bunları yetim buluğa ermedikçe, onun malına yaklaşmayın. Güzel bir şekilde değerlendirmek isterseniz, o müstesna. Ölçü ve tartıyı da adaletle ifa edin… Biz hiçbir kimseye, kapasitesinin dışında yük yüklemeyiz. Şahitlik ve yargıda adaletli olun, sanık akrabanız da olsa. Allah’a verdiğiniz sözü tam yerine getirin. Belki idrak edersiniz diye, Allah bunları size tavsiye etmiştir..“Rüşd çağına erişinceye kadar yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşınız; ölçü ve tartıyı adaletle yapınız! Biz, herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olunuz; Allah'a verdiğiniz sözü tutunuz. İşte, düşünüp öğüt alasınız diye Allah size bunları emretti.”Erginlik çağına gelene değin, öksüzün malına —çok güzel bir işte bulunmadıkça— dokunmayınız, ölçeği, tartıyı düzgün kullanın, kimseye gücünün yetmediğini yükletmeyiz, siz, bir söz söyler iken — hısımınız olsa da— doğrusunu söyleyin, Allahın ahdini yerine getiriniz, Allah bunu sizlere, işte böyle buyurur, olur öğüt alırsınızBir de erginlik çağına girinceye kadar himayeniz altında bulunan yetimlerin mallarına uygun yolla ilgilenme dışında yaklaşmayın! Ölçüyü ve tartıyı tam ve denk yapın! Biz hiç kimseye taşıyabileceğinden daha ağır bir sorumluluk yüklemeyiz. Şahitlik etmek ve hüküm vermek gibi herhangi bir konuda bir görüş belirteceğiniz zaman, yakın akrabanız da olsa adil olun taraf gözetmeyin. Allah'a karşı taahhütlerinize daima riayet edin! Öğüt alırsınız ve gereğini yerine getirirsiniz diye Allah size bunları Yetim malları kon usunda 2/ 220, 4/2, 3, 6, 10, 17/34Bâliğ oluncaya kadar yetimlerin malına aslâ el sürmeyiniz meğer ki o malın tezyîdi içün ittihâz-ı tedbir maksadıyla olsun ölçülerinizi ve terâzîlerinizi doğrı bulundırınız, hiç bir ferde tahammül idemiyeceği kadar yük tahmîl itmeyiniz. Bir hüküm virdiğiniz zamân velev akrabânız hakkında olsun ’âdilâne hüküm viriniz. Allâh’ın ’ahdine sâdık olınız. Allâh’ın size emirleri bunlardır teemmül malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt almanız için erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın.[205] Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız.[206] Birisi hakkında konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye Yetimin malına en güzel bir şekilde yaklaşmak, onun malının çoğalmasını sağlayacak yolları araştırmak Konu ile ilgili olarak ayrıca... Devamı..Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları çağına erişinceye kadar yetim malına yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru dürüst yapın. Kişiye gücünün yetmediğini yüklemeyiz. Konuştuğunuz zaman akrabanız aleyhinde bile olsa doğru olun. ALLAH'a verdiğiniz sözü tutunuz. Bunlar, ders alasınız diye O'nun size verdiği malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar malına en güzel biçimde yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz. Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size yetim malına yaklaşmayın, ancak rüşdüne erinceye kadar en güzel suretle başka, ölçeği tartıyı tam ve denk tutun, bir nefse ancak vüs'ünü teklif ederiz, söz sahibi olduğunuz vakit de hep adaleti gözetin velevse hısım olsun, Allahın ahdını yerine getirin, işittiniz a işte size o bunları ferman buyurdu, gerektir ki düşünür tutarsınızOlgunluk çağına erişinceye kadar, iyiliği için olmadıkça yetimin malına dokunmayın. Ölçü ve tartıyı hakkaniyetle yapın. Biz, gücünün yettiğinden fazlasını kişiye teklif etmeyiz. Yakın akrabanız da olsa konuştuğunuz zaman adaleti gözetin. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. O, size bunları böylece öğütte bulundu, umulur ki öğüt alırsınız. Yetimin malına, rüşdüne erişinceye kadar, o en güzel olanından başka bir suretle, yaklaşmayın. Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru tartın. Biz bir kimseye gücünün yetdiğinden başkasını teklif etmeyiz. Söz söylediğiniz vakit — leh ve aleyhinde söyleyeceğiniz kimse hısım dahi olsa — adaleti gözetin. Allahın ahdini verdiğiniz sözü yerine getirin. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye, bunları rüşdüne erinceye kadar yetimin malına, o en güzel bir şekilde onu muhâfaza ve yetime yardım etme maksadıyla olanı müstesnâ, yaklaşmayın! Hem ölçüyü ve tartıyı adâletle tam yapın! Biz kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmayız; söz söylediğiniz zaman ise, akrabâ bile olsa, artık adâletli olun! Ve Allah'ın ahdini verdiğiniz sözü yerine getirin! İşte bunlar Allah'ın size o emrettiği şeylerdir; tâ ki ibret mallarına, rüştüne erinceye kadar, en güzel bir şekilde yaklaşın. Ölçü ve tartı ile yaptığınız işlerde adaletle ölçün, tartın. Biz hiçbir nefse, gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Yakınlarınızda olsa, söylemeniz gereken bir sözü, adalet içerisinde söyleyin. Allah ile olan sözleşmelerinizi yerine getirin. Böylece Allah size tavsiyelerde bulunuyor ki, belki malına onun iyiliği için olmadıkça, o erginleşinceye kadar dokunmayın. Ölçü tartı işlerini doğru yapın. Herkese ancak gücü yettiği kadar yükleriz. Söz söylerken de doğruluktan ayrılmayın, yakınlarınız için de olsa. Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin. Onun size ısmarladıkları işte budur, öğütlenesiniz malına da yaklaşmayın. Meğer ki iyi bir tarzda [¹] ola. Bülûğ ve rüşte kadar mallarını saklayın [²]. Ölçeği, tartıyı insaf ile ölçün, tartın [³]. Biz hiçbir kimseye elinden gelenden başka bir şey teklif etmeyiz; söylediğiniz zaman [⁴] hısımlara karşı olsa da yine adalet edin. Allah ile olan ahti yerine getirin. İşte size tavsiye ettiği bunlardır, ta ki nasihat kabul edesiniz [⁵].[1] Teleften korumak, tenmiyesine çalışmak tarzında.[2] Yahut meğer ki bülûğ ve rüşt yaşına varıncaya kadar iyi bir surette olsun.[3] Ölçek tam, tartı... Devamı..Yetimin malına, rüşdüne erişene kadar, onun lehine en iyi şeklin dışında, dokunmayınız. Ölçüyü ve tartıyı hakkaniyetle yerine getiriniz. Biz kişiye gücünün yettiğinin fazlasını yüklemeyiz. Konuştuğunuz zaman, akrabanız bile olsa adil olunuz. Allah’a verdiğiniz sözü tutunuz. Bütün bunları, düşünerek öğüt alasınız diye Allah size tavsiye Krş. Nisâ, 4/6, 135; İsrâ, 17/35, 151-153 Hz. Musa’ya verilen on emir için Bkz. Kitab-ı Mukaddes Tevrat, Çıkış, Bab10/1-18; Tesniye, Bab 5/11-22... Devamı..Yetimin malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı adalet üzere yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. Allah size bunları belki kendinize gelirsiniz diye çağlarına ulaşıncaya dek, himâyeniz altında bulunan yetimlerin mal varlığına —onu en âdilane ve en güzel biçimde değerlendirmek amacıyla olmadıkça— yaklaşmayın!Size emânet edilmiş olan bu malları, onlar ergenlik çağına ulaşıncaya dek, yatırıma dönüştürerek onlar adına değerlendirebilirsiniz. Fakat gerekli yaş ve olgunluğa ulaştıklarında, mallarını onlara geri ve tartıyı en âdil biçimde tutun vehayatınızın her alanında, doğruluk ve adâleti temel ilke edinin! Fakat ortam ve şartların zorlamasıyla farkında olmadan günaha gireriz endişesiyle, evhamlara kapılıp ticâretten uzak da durmayın. Unutmayın ki, Biz hiç kimseye taşıyabileceğinden daha ağır bir sorumluluk vermek, şâhitlik etmek veya herhangi bir konuda görüş belirtmek üzere konuşacağınız zaman, yakınlarınızın menfaatleri aleyhine bile olsa, asla adâletten ayrılmayın! Bir de, Allah’a ve Allah’ın adıyla insanlara verdiğiniz sözü mutlaka yerine getirin!Bakın, düşünüp öğüt alasınız ve gereğini yerine getiresiniz diye, Allah size bunları emrediyor!“En güzel olan dışında Yetim’in malına yaklaşmayın; tâ ki rüşd / yetişkinlik çağına ulaşırlar! Ölçek ve Tartı’yı "Tam Adalet" ile yerine getirin!”. Bir kimseyi gücü kapasitesinden başka yükümlü tutmayız. ”Söz sahibi olduğunuz zaman akraba bile olsa adaletli olun! Allah’ın ahdini yerine getirin!”. İşte size onu tavsiye etti. Umulur ki öğüt mallarına karşı çok dikkatli olun. Yetim ergenlik çağına gelene kadar onun çıkarlarını en iyi şekilde kollayın. Ölçeğin ve tartının hakkını verin. Çünkü biz, kişiyi gücü oranında sorumlu tutarız. Konuşurken, yakınınız bile olsa adil olun. Allah adını kullanarak verdiğiniz sözlerin gereğini yapın. Allah bunları, üzerinde düşünmeniz için öneriyor. “Akıl baliğ olup rüşt çağına erişinceye kadar; yetimin malına mülküne nezaret edin ama asla hile ile kendi mülkiyetinize geçirip sahiplenmeyin! Yetimin malını mülkünü ona biz bakıyoruz diye ele geçirip gasp etmeyin! Yetimlerin mallarını koruyun gözetin! İşlenecek malı mülkü parayı gelir getirecek şekilde işletin! Hizmetleriniz karşılığında bir ücret tayin edin! Haddi aşıp ücretinizin dışında yetimlerin mallarına dokunmayın! Her konuda ölçüyü tartıyı adaletle yapın! Hakkı hukuku koruyun! Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun! Allah’a verdiğiniz sözü tutun! Allah iyice düşünesiniz diye bunları emretti!”Yetimin malına, yetişkinlik zamanına ulaşıncaya kadar en güzel olanın dışında sakın yaklaşmayın! [*] Ölçü ve tartıyı adaletle yapın! Biz kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemeyiz. [*] Söz söylediğiniz zaman, akraba bile olsa adil olun! [*] Allah’a verdiğiniz sözü tutun! [*] İşte bunlar O’nun size emrettikleridir. Umulur ki gerçeği mesajlar Nisâ 42, 6; İsrâ 1734 Benzer mesajlar Bakara 2233, 286; Nisâ 484; Mâide 548; Enâm 6165; Arâf 742; Mü’minûn 2362; Talâk 65... Devamı..Ayrıca Rablerinin onlara; “Ergenlik çağına erişinceye kadar, yetimin malına sadece en güzel şekilde¹ yaklaşın, ölçü ve tartıyı doğru yapın. Biz kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını asla yüklemeyiz. Söz söylerken, söz konusu olan akrabanız bile olsa, doğruyu konuşun ve Allah’a verdiğiniz sözü tutun. Şunu iyi bilin ki Allah bütün bunları, düşünesiniz diye size tavsiye etti.” dediğini Onların malıyla, onlar için ticaret yapmak, harcanan mesai için makul bir ücret almak ve beraberce yiyip içmek gibi. Bk. Bakara 220, Nisâ 2, 3, 6... Devamı..ve rüşd yaşına erişmeden önce yetimin mal varlığına -onun iyiliği için olmadıkça- dokunmayın”. ¹⁴⁹ [Bütün alış verişlerinizde] ölçü ve tartıya tam olarak, adaletle uyun; ¹⁵⁰ [Biz] hiçbir insana taşıyabileceğinden daha fazla yük yüklemeyiz; ¹⁵¹ ve bir görüş belirttiğinizde, yakın akrabanıza [karşı] olsa da, adil olun. ¹⁵² Allah’a karşı taahhütlerinize [daima] riayet edin ¹⁵³ bunu Allah size emretti ki ders Yani, bir kimsenin vesayeti altındaki yetim rüşd çağına geldiğinde, önceki vasî, ondan borçlanmak veya sahibinin rızası ile ondan yararlanmak sure... Devamı..Bir de yetimin malına, rüşt çağına ulaşıncaya kadar, onun lehine olacak tarzın dışında kötü amaçlarla yaklaşmayın. 1Ölçmede ve tartmada doğru ve adil Zira biz, hiç kimseye altından kalkamayacağı sorumluluğu Konuştuğunuz zaman, akraba bile olsa adaletli Ve Allah’la olan ahit/sözleşmenize sadık İşte Allah, bunu size öğüt veriyor. Umulur ki düşünüp öğüt 14/2-6, 17/34, 217/35, 55/8-9, 83/1...4, 32/286, 7/42, 23/62, 44/135, 5/8, 70/33, 57/172, 13/20, 33/23, 66/126, 39/27, 54/17Rüştüne erinceye kadar, yetimin malına dokunmayın; ne ki en güzel biçimde olan müstesna; maddî mânevî her alanda ölçüp tartarken hikmet ve hakkaniyeti gözetin; bilin ki Biz insana gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz; ve biri hakkında konuşacaksanız yakınınız da olsa âdil olun; ve Allah’la olan sözleşmenize sadâkat gösterin![¹¹⁴⁵] Bütün bunları Allah size emretti ki, sorumluluğunuzu aklınızdan çıkarmayasınız.[1145] Bu iki âyette çizilen kırmızı çizgiler ve konulan ilâhî sınırlar, adeta insan hayatının tüm alanlarını kapsamaktadır. İnsan-Allah, ebeveyn-evla... Devamı..Ve yetimin malına rüştüne kadar yaklaşmayınız, meğer ki, en güzel bir suretle ola. Ve ölçeği ve tartıyı adâlet üzere ifâ ediniz. Biz bir kimseyi alinin fevkinde birşey ile mükellef kılmayız ve söz söyleyeceğiniz zaman adâlette bulununuz, velev ki, karabet sahibi olsun. Ve Allah Teâlâ'nın ahdini yerine getiriniz. İşte size bunlar ile tavsiyede bulunmuştur. Umulur ki, düşünürsünüz, nasihatyab olursunuz.Rüşdüne erinceye kadar, yetimin malına en güzel şeklin dışında bir sûrette yaklaşmayın. Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru yapın. Biz hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Hakkında konuştuğunuz kimse, akrabanız bile olsa, yine doğruyu söyleyin! Allah'a verdiğiniz ahdi tutun. İşte düşünüp tutasınız diye Allah size bunları emretti. [5, 8; 7, 85; 11, 85; 17, 35; 83, 1-6] {KM, Levililer 19, 35-36; Tesniye 25, 13-16; Hezekiel 45;10}Müşrikler kendi zanlarına göre “şu haram, bu meşrû” diye iddialaşıyorlardı. Bu ortamda Kur’ân üslûb-i hakîm san’atını kullanarak, onları kısır tartışm... Devamı..Yetimin malına yaklaşmayın yalnız erginlik çağına erişinceye kadar onun malına en güzel biçimde yaklaşabilir, onu uygun tarzda sarfedebilirsiniz; ölçü ve tartıyı tam adaletle dengeli yapın. Biz, kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da akrabanız da olsa adalet yapın ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Hatırlayıp öğüt alasınız diye Allah size bunları tavsiye rüşde bâliğ oluncaya kadar hıfz ve himâyesi içün olmadığı halde yetîmin malına tekarrüb itmeyiniz, kileyi ve teraziyi doğrı ölçün ve tartın, biz bir nefsi ancak vüs'i ve tâkatı kadarla mükellef kılarız. Eğer akrabânız hakkında olsa bile söylediğiniz vakitde 'âdilâne ve doğrı olarak söyleyiniz ve Allâh'ın 'ahdine vefâ idiniz. Tezekkür itmek içün Allâh size bunları emr ve vasiyet ider. Rüşt çağına ulaşıncaya kadar yetimin malına yaklaşmayın[1], onun iyiliğine olan bir yolla olursa başka. Ölçeği ve tartıyı hakka uygun yapın. Biz kimseyi gücünden fazlasıyla yükümlü tutmayız. Yakınınız da olsa söz söylediğinizde adaletli olun[2]. Allah'a verdiğiniz sözü tam olarak yerine getirin. İşte Allah, sizden bir de bunları istemiştir. Belki bilginizi kullanırsınız.[1] Bkz. Nisa 4/6 [2] Şahitlik ettiğinizde veya bir yetkili olarak hüküm verdiğinizde yakınlarınızı kayırmayın anlamına gelir. 9/75-77... Devamı..Yetimin malına, rüşt çağına ulaşıncaya kadar, en güzel tarzın dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz, bir kimseyi ancak gücünün yettiği kadar mükellef tutarız. Konuştuğunuz zaman akraba bile olsa adaletli olun. Ve Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin! İşte, Allah size bunları düşünür, öğüt alırsınız diye tavsiye erinceye kadar yetimin malına yaklaşmayın; ancak en güzel bir şekilde yaklaşırsanız o başkadır.27 Ölçüyü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz. Söz söylediğiniz zaman ise, isterse yakınlarınız hakkında olsun, adaleti gözetin. Allah'ın ahdini yerine getirin.28 Öğüt alırsınız diye, Rabbiniz size işte bunları emretti.27 Yetimin malını korumak ve arttırmak amacıyla. 2220 ile 46’ya bakınız.28 Allah’a verdiğiniz sözü; ayrıca Allah’ın adını anarak verdiğiniz sözl... Devamı.."Yetimin malına yaklaşmayın! Ancak rüştüne erişinceye kadar en güzel yolla ilgilenme hali müstesna. Ölçme ve tartmayı tam bir dürüstlükle yerine getirin. Hiç kimseye yaratılış kapasitesinin üstünde yükümlülük getirmiyoruz. Konuştuğunuz zaman, yakınlarınız aleyhine de olsa, adaleti gözetin. Ve Allah'a verdiğiniz söze sadık kalın. Düşünüp öğüt alasınız diye O size bunları yaķın gelmeñ yetįm malına illā anuñ-ile kim ol görklürekdür tā ire resįdelįge. daħı tamām eyleñ ölçeġi daħı terāzūyı 'adl-ıla. yükletmezüz hįç nefse illā güci yittügiñ. daħı ķaçan söylerseñüz 'aźāb eyleñ eger oldısa daħı ħıśımlıķ issi. [74a] daħı Tañrı 'ahdına vefā eyleñ. şol ıśmarladı size anı anuñ-içün kim ögüt dutasız yā yaḳın olmañuz öksüz mālına, illā ol nesne ile ki yaḫşıdur, ḥattā bāliġolınca. Daḫı tamām eyleñüz ölçmegi, dartmaġı daḫı adl ile. Güç eylemezüz,buyurmazuz bir nefse, illā güci yitdükce. Daḫı ḳaçan söyleseñüz doġru söyleñüz, eger yaḳın ḳarāyib daḫı olsa. Daḫı Tañrı Taālā ahdini ki tevḥīd‐dür tamām eyleñüz. Anı vaṣiyyet eyledi size, ola kim siz ögüt dutasız. Yetimin malına, xeyirxah məqsəd onu qoruyub saxlamaq, çoxaltmaq istisna olmaqla, həddi-büluğa çatana qədər yaxın düşməyin. Ölçüdə və çəkidə düz olun. Biz hər kəsi yalnız qüvvəsi yetdiyi qədər yükləyirik. Söz söylədiyiniz zaman lehinə və ya əleyhinə danışdığınız adam qohumunuz olsa belə, ədalətli olun. Allah qarşısındakı əhdi dini vəzifələrinizi, andlarınızı yerinə yetirin. Allah bunları sizə tövsiyə etmişdir ki, bəlkə, düşünüb öyüd-nəsihət qəbul edəsiniz!And approach not the wealth of the orphan save with that which is better; till he reach maturity. Give full measure and full weight, in justice. We task not any soul beyond its scope. And if ye give your word, do justice thereunto, even though it be against a kinsman; and fulfil the covenant of Allah. This He commandeth you that haply ye may come not nigh to the orphan´s property, except to improve it, until he attain the age of full strength; give measure and weight with full justice;- no burden do We place on any soul, but that which it can bear;- whenever ye speak, speak justly, even if a near relative is concerned; and fulfil the covenant of Allah;978 thus doth He command you, that ye may Cf. 51 and n 682.
Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Eve men kâne meyten feahyeynâhu vece’alnâ lehu nûran yemşî bihi fî-nnâsi kemen meśeluhu fî-zzulumâti leyse biḣâricin minhâc keżâlike zuyyine lilkâfirîne mâ kânû ya’melûneÖlüyken diriltip insanların arasında yol alması için kendisine bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklara dalmış olan ve bir türlü de çıkamayan kimseye benzer mi hiç? İşte böylece kafirlere, yaptıkları şeyler, süslü ve hoş gösterilmededir.Kalbi Ölü iken kendisini iman ve İslam’la dirilttiğimiz ve insanlar içinde sapıtmadan, örnek ve rehber olarak yürümesi için kendisine bir nur akıl ve anlayış verdiğimiz kimsenin durumu, gaflet ve cehalet karanlıklarında kalıp oradan bir çıkış yolu bulamayan kimsenin durumu gibi midir? İşte, kâfirlere yapmakta oldukları böyle ’süslü ve çekici’ ölü iken, hayata kavuşturduğumuz ve insanlar arasında yolunu bulması için kendisine ışık tuttuğumuz kimsenin durumu, hiç içinden çıkamayacağı derin bir karanlığın içinde bulunup asla çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Ama böyle Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere yaptıkları herşey, böyle süslenip yaldızlı ve cehalet bataklığında manen ölü iken dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyebileceği hidayet nuru verdiğimiz kimse, inkâr karanlıkları içinde kalıp, karanlıktan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi mi olur? Ama, küfür bataklığından çıkamayan, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlere, işlemeye devam ettikleri ameller böyle süslenip güzel Kur’ân-ı Kerim, 11/24; 35/19-23; 67/ iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürümesini sağlayan bir ışık verdiğimiz kimse karanlıkların içinde kalıp da oradan çıkamayan kimse gibi olur mu! İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü Şeyh`in Abdullah bin Abbas rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime Hz. Ömer ile Ebu Cehil hakkında indirilmiştir. Yani "Ölü i... Devamı..Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamıyanın durumu gibi midir? İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle 'süslü ve çekici' evvelce küfürle ölü olup sonra kendisini hidayetle dirilttiğimiz ve ona, insanlar arasında yürüdüğü bir iman nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde küfürde kalmış olan ve ondan bir türlü çıkamıyan kimse gibi olur mu? Olmaz. Fakat kâfirlere yaptıkları şeyler öyle yaldızlı olup da vahiy ile canlandırdığımız; insanlar arasında verdiğimiz nurun aydınlığı ile yürüyen kişi ile karanlıklar içinde kalıp da içinden çıkamayan kişi bir olur mu? Durum böyle iken, kâfirlerin yapmakta olduğu şeyler onlara güzel gösterilmiştir. Onun için karanlıklar içinde kalıp, pislikten zevk alıyorlar.Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere, yaptıkları böyle süslü iken diriltilip, insanların arasında yürüyebilmek üzere kendine aydınlık verilen bir kimse, karanlıklar arasında kalarak, çıkmıyan kimse gibi olur mu? Kâfir olan kimselere böylecene, yaptıkları işler güzel görünürManen ölü iken yani imandan mahrum durumdayken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık tuttuğumuz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere yaptıkları çirkinlikler ilahi yasalar gereğince böyle çekici iken kendisine cân virdiğimiz [1] ve insânlar içinde yürümesi içün tenvîr iylediğimiz âdem ile zulumâtda yürüyen ve ândan çıkamıyacak olanlar bir olur mı? Halbuki kâfirlerin a’mâli de kendilerine güzel göründi.[1] Ya’ni câhil iken irşâd iken kalbini diriltip, insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kafirlere de, işledikleri güzel iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde olup da ondan çıkamıyan kimse gibi olur mu? İnkarcıların yaptıkları işler böyle süslü iken hidayetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu? Fakat kâfirlere, yaptıkları, böyle süslü bir adam ölü iken biz onu diriltmişiz ve kendisine bir nur vermişiz, insanlar içinde onunla yürüyor, hiç o bittemsil zulmetler içinde kalmış ve ondan bir türlü çıkamıyacak bir halde bulunan kimse gibi olurmu? Fakat kâfirlere amellere öyle yaldızlı gösterilmektedir Ölü iken¹ dirilttiğimiz;¹ ona, insanlar arasında, onunla yürüyeceği bir nur² verdiğimiz bir kimse; karanlıklar içinde kalıp bir türlü çıkamayan kimse gibi olur mu? Gerçeği yalanlayan nankörlerin yaptıkları, kendilerine sevimli gösterildi. 1- Cahiliye karanlığı içinde, gerçeklerden habersiz ve şirk içindeyken Kur\an nuruyla aydınlattığımız, tevhid inancı ile arındırarak doğru yola iletti... Devamı..Bir ölü iken kendisini diriltdiğimiz, ona insanların arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse; içinden çıkamaz bir halde karanlıklarda kalan kişi gibi olur mu hiç? Kâfirlerin yapmakda oldukları şeyler kendilerine öyle süslü göründü.Küfür içinde olmakla ölü hükmünde iken, bunun ardından kendisini îmanladirilttiğimiz ve kendisine insanlar içinde, sâyesinde yürüyebileceği bir nûr verdiğimiz kimse, hiç karanlıklarda kalan, ve ondan bir türlü çıkamayacak durumda olan kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere, yapmakta oldukları şeyler böyle süslü halde iken dirilttiğimiz ve insanların içinde, bizim gösterdiğimiz aydınlık yol üzerinde yürüyenle, karanlıklar içinde olup ta içinden çıkamayan bir insanın durumu aynı mıdır? Biz gerçekleri inkâr edenlerin yaptıklarını, kendilerine süslü kimse ki ölü idi, biz onu dirilttik, onun için bir ışık da varettik, insanlar arasında yürüsün diye. Bu kimse karanlıklar içinde kalan, oradan çıkamıyan kimse gibi midir? Böylece Allah’ı tanımıyanların işledikleri suçlar kendilerine güzel iken dirilttiğimiz, halk arasında yürümesi hususunda bir nur [⁴] peyda ettiğimiz kimse ile karanlıklar içinde kalıp oradan çıkamayacak olan kimse bir olur mu? Bunun gibi [⁵] kâfirlere işledikleri şey hoş görünmüştür.[4] Kur'an, din, hikmet ışıkları.[5] Mü'minlere iman hoş göründüğü gibi.Manen ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği/gideceği yolu bulması için bir ışık [nûr] verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp oradan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu? İşte böyle kâfirlere yapmakta oldukları şeyler yine de güzel/ süslenmiş Krş. En’âm, 6, 43, 108 Tevbe, 9/37; Neml, 27/4Ölü iken dirilttiğimiz ve insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? İşte karanlıklarda kaldıkları için kâfirlere, yaptıkları böyle bakımından ölü iken, kendisine hayat bahşettiğimiz ve halkın içinde rahatça gezip dolaşmasını sağlayacak bir ışıkla yolunu aydınlattığımızbir mümin, zifiri karanlıklara gömülen ve oradan asla çıkış yolu bulamayan bir inkârcı ile bir olur mu?İşte, hakîkati görmek istemeyen bu kâfirlerin çirkin davranışları, ilâhî yasalar gereğince kendilerine böyle güzel ve çekici bu kanunlar, yalnızca Mekke’de ve Arabistan’da yaşayanlara özgü de değildirÖlmüş iken kendisine hayat verdiğimiz ve İnsanlar arasında yürüyeceği bir nûr verdiğimiz kimse, çıkışın olmadığı Karanlıklar içindeki kimsenin misâli gibi midir? İşte böyle, işliyor oldukları şeyler Kâfirler için iken hayat verdiğimiz, ayrıca insan içine çıkıp dolaşabilecek hâle getirdiğimiz saygın bir adam, karanlıklara saplanıp kalmış çaresiz adamla bir olur mu? İnkarcılar hep kendi yaptıklarını yaşattığımız insana kendisi ve yaşadığı dünyayla ilgili gerçek bilgiler göndeririz. Dünyada uyacağı yasaları belirleriz. Belirlediğimiz yasalar insan için en güzel, en temiz, en iyi yasalardır. İnsana dünya yaşamının anlamını ve amacını öğretiriz. Hiç bir insan dünyadaki sınırlı aklıyla, kısıtlı bilgileriyle, öğrettiğimiz gerçekleri kendi başına bulamaz. Hatta bütün insanlar bir araya gelseler yine bulamazlar. Onların hali gerçekleri bilmeyen, gerçekleri göremeyen ölüler gibidir. Ölüler gibi yaşayanlara dirilmeleri için ayetlerimizi göndeririz. Ayetlerimiz dirilmek isteyenleri diriltir. Onlar dirilince görmeyen gözleri görür, duymayan kulakları duyar. Dünyada ayetlerimize inanan, yasalarımıza göre yaşayanlar, artık dirilmişlerdir. Ayetlerimizle kendilerini gerçeğiyle tanırlar. Ahiret hayatlarını görürler. Onun için kâfirlere sormak gerekir. Ölüler gibiyken kendisini dirilttiğimiz, kendisine karanlıklar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklarda kalan kimselerle bir midir? Kâfirlere yaptıkları işler önyargılarıyla süslü cazip gösterilmiştir. Onlar bir türlü karanlıklarda olduğunu fark edemezler. Üstelik onlara yol gösterecek ışığı da bulamazlar. İnkâr edenler karanlıklarda etrafını görmeyenler gibi şaşkındır. El yordamıyla kendine yol aramaktadır. Şaşkınlığından sürekli bir yerlere çarpmaktadır. Hâlbuki ışığımızla aydınlananlar için hayatlarını tehlikeye sokacak bir şey yoktur. İnsanlar için gönderdiğimiz helal haram sınırları, bireysel toplumsal yasalar, hem dünya hem ahiret için her türlü tehlikeden koruyacak ışıktır.Manen ölüyken Vahiy ile dirilttiğimiz [*] ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir [nûr] ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte yaptıkları şeyler kâfirlere böyle süslü ifadede “ölüm” ve “diriltme” kavramlarının vahiy ile ilişkisine değinilmekte, vahiysiz hayat ölüme, vahyin yaşandığı hayat ise canlılığa işaret ola... Devamı..Hiç ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içerisinde kalıp oradan bir türlü çıkamayan kimse gibi olur mu?¹ İşte kâfirlere yaptıkları şeyler kendi nefisleri tarafından böyle süslü Bu âyetteki ifâdeler mecâzî olduğu için, âyetin anlamı “Hiç kâfir iken kendisine îman nasip ettiğimiz ve kendisine insanlar arasında kararlılıkla y... Devamı..[RUHEN] ölü iken hayata kavuşturduğumuz ve insanlar arasında yolunu bulması için ¹⁰⁸ kendisine ışık tuttuğumuz kimse, hiç içinden çıkamayacağı derin karanlığın içine [gömülüp kalmış] biri gibi olur mu? [Ama] böyle hakikati inkar edenlere yaptıkları güzel Lafzen, “insanlar arasında yürümesi için”. Bütün müfessirler, “ölü”nün mecazî olduğunda ve bu ifadenin, iman ile ruhen hayat bulan ve bundan dolay... Devamı..Hiç ölü iken Vahiy ve imanla hayat verdiğimiz, insanlar arasında yolunu bulması için yürüyeceği bir ışık/vahiy bahşettiğimiz kimsenin durumu, içinden çıkamayacağı karanlıklara gömülmüş kişi gibi olur mu?1 Gel gör ki gerçeği örtbas eden kâfirlere yaptıkları güzel 16/39, 20/126, 39/71, 67/9-10, 213/33, 16/63, 47/14HİÇ manen ölüyken hayat verdiğimiz ve insanlar arasında yolunu bulması için kendisine ışık tuttuğumuz kimse, içinden çıkma imkânı bulamayacağı[¹¹¹⁶] zifiri karanlıklara gömülüp giden kimse gibi olur mu?[¹¹¹⁷] İşte inkârcılara yaptıkları böyle güzel görünür.[1116] Nefyin haberi bâ ile gelirse imkân ve/veya ihtimal yokluğuna delâlet eder. [1117] Allah’ın gör dediği yerden bakınca ölüm ve hayatın tarifi ... Devamı..Ya bir adem ki ölü iken diriltmişiz ve ona bir nûr vermişiz, onunla insanlar arasında yürüyor. O, meselâ zulmetler içinde kalmış, ondan asla çıkamaz bir halde bulunmuş olan bir kimse gibi midir?Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar arasında yürümesi için kendisine bir ışık iman nûru verdiğimiz kişi, hiç karanlıklarda kalıp çıkamayan kimse gibi olur mu? Olmaz ama kâfirlere, yapmakta oldukları işler böyle güzel gösterilir. [67, 22; 11, 24; 35, 19-23]Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu? İşte kafirlere, yaptıkları işler, öyle süslü iken küfürde iken diriltdiğimiz hidâyetle İslâm kıldığımız ve nâs arasında onun ziyâsıyla ilerilemesi içün kendisine nûr virdiğimiz kimse zulümâtda olan ve ondan kurtulamayan kimse gibi midir? Böylece kâfirlere işledikleri şeyler müzeyyen kılındı. [¹][1] Bir gün Ebû Cehil Rasûl-ü Ekrem'in üstüne bir mundârlık atdı. O vakit henüz İslâm olmamış bulunan Hamza bin Abdulmuttalib bunı işidince eline ok v... Devamı..Ölü gibi iken canlandırdığımız ve kendisine verdiğimiz aydınlıkla insanlar arasında dolaşan kimse, karanlıklara saplanıp oradan çıkamayan kimse gibi olur mu? Ayetleri görmezlikten gelenlerin işlerinin kendilerine güzel görünmesi böyle iken dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında, vasıtasıyla yürüyeceği bir ışık verdiğimiz kimsenin durumu, hiç içinden çıkamayacağı karanlıklardaki kimse gibi midir? Şu kadar var ki kafirlere yaptıkları işler güzel iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürümesini sağlayacak bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp da oradan çıkamayan kimse gibi olur mu? İnkâr edenlere, yapmakta oldukları şey işte böyle hoş ölü iken kendisine hayat verdiğimiz, insanlar içinde yürümesi için kendisine bir ışık tuttuğumuz kişinin durumu, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamayan kişininki gibi olur mu? İşte böyle! Küfre sapanlara, yapmakta oldukları süslü-püslü ol kim oldı ölü ya'nį kāfir pes dirilttük anı daħı eyledük aña aydınlıķ kim yürir anuñ-ile ādemįler içinde ancılayın mıdur kim beñzeri anuñ ķarañlıķlar içinde degül çıķıcı andan? ancılayın bezenildi kāfirlere ol kim oldılar kimse ki ölmiş‐idi pes anı diriltdük, daḫı ḳılduḳ özine nūr yürümeg‐içün anuñla ḫalḳ ortasında, ol kimse gibidür ki ḳarañuluḳ içinde ḳalmışdur, andan çıḳmaġı yoḳdur. Anuñ gibi bezendi kāfirlere ol nesne ki küfrlə ölü olub diriltdiyimiz, sonra insanlar arasında gəzmək üçün özünə bir nur islam dini verdiyimiz kəs zülmət içində qalıb oradan çıxa bilməyən kimsə kimi ola bilərmi? Etdikləri əməllər kafirlərə belə gözəl he who was dead and We have raised him unto life, and set for him a light wherein he walketh among men, as him whose similitude is in utter darkness whence he cannot emerge? Thus is their conduct made fad seeming for the he who was dead,945 to whom We gave life, and a light whereby he can walk amongst men, be like him who is in the depths of darkness, from which he can never come out? Thus to those without faith their own deeds seem Here is an allegory of the good man with his divine mission and the evil man with his mission of evil. The former, before he got his spiritual lif... Devamı..
en âm suresi 162 ayet arapçası ve türkçesi